Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 11.02.2016 tarihli 2015/8495 Esas ve 2016/885 Karar sayılı ilamında özetle; dava; haksız fiil nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. Her ne kadar davacı bozma ilamı sonrası alınan beyanında ısrarla kira ilişkisine dayanarak taşınmazda bulunduğunu belirtmiş ise de; gerek mahkemenin gerekçesinde gerek bozma ilamında davacının kira ilişkisini ispatlayamadığı açıkça kabul edilmiştir. Bu durumda taşınmazda bulunma nedenini kanıtlayamayan davacının fuzuli şagil olarak taşınmazda bulunduğunun ve TMK’nun 994.maddesi gereği iyiniyetli sayılamayacağının kabulü gerekir. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 25.02.2016 tarihli 2015/14049 Esas ve 2016/3542 Karar sayılı ilamında özetle; dava, 4650 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10.maddesine dayanan kamulaştırma konusu irtifak hakkı bedelinin tespiti ve bu hakkın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir. Dava konusu taşınmaza değerlendirme tarihi olan 2014 yılı yerine 2013 yılı resmi verilerini esas alarak hesaplama yapan bilirkişi kurulu raporuna göre karar verilmesi, dava konusu taşınmazın konumu ,bilirkişi raporunda yazılan özellikleri ve belediye sınırları ve mücavir alan içinde olması gözönüne alındığında tespit edilen metrekare birim değere objektif değer artırıcı unsur ilavesi yapılması gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 11.02.2016 tarihli 2015/3564 Esas ve 2016/850 Karar sayılı kararında özetle; dava kira sözleşmesinin tapu kaydına şerh verilmesi istemine ilişkindir. Türk Medeni Kanununun 1009 maddesinde tapu sicilinin beyanlar hanesine yazılabilecek şahsi haklar arasında kira sözleşmesinden doğan haklarda sayılmış ve maddenin 2.fıkrasında da, bu hakların şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebileceği belirtilmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan 818 Sayılı Borçlar Kanununun 255.maddesinde de, bu hükme paralel bir düzenleme ile bir taşınmazın kiraya verilmesine ilişkin sözleşmelerin tapu siciline şerh edilmesi halinde sonraki maliklerin kiracının sözleşme kapsamında taşınmazdan yararlanmalarına izin vermek mecburiyetinde bulundukları belirtilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 312. Maddesinde de taşınmaz kiralarında, sözleşmeyle kiracının kiracılık hakkının tapu siciline şerhinin kararlaştırılabileceği düzenlenmektedir. Kira sözleşmesinden kaynaklanan kişisel hakkın tapu kaydına şerhi bu hakkı güçlendirici bir niteliğe sahip olup mülkiyet hakkının malike verdiği yetkileri daraltmaktadır.
Devamını Oku..
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 21.01.2016 tarihli 2015/3418 Esas ve 2016/246 Karar sayılı ilamında özetle; dava, kira alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece aylık kira bedeli 1.785,00 TL kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu miktarın ne şekilde tespit edildiği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır. Sözleşmede aylık kira bedelinin 1.500.000.000 (eski) TL olduğu her ayın 1-3 ü arasında peşin olarak ödeneceği, kira artışının her yılın Eylül ayında Devlet İstatistik Enstitüsünün belirlemiş olduğu toptan eşya fiyat endeksi son bir yıl nazara alınarak hesaplanacağı kararlaştırılmıştır. Mahkemece sözleşmede belirlenen aylık kira parası ve artış düzenlemesi uyarınca talep konusu dönem kira alacaklarının tespiti gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Davalı vekilinin faizle ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Sözleşmede aylık kira parasının her ayın 1-3 ü arasında peşin ödeneceği kararlaştırıldığına göre davalı kiracı aylık kira parasını her ayın 3. Gününe kadar ödeyebilir. Mahkemece hükmedilen aylık kira parasının her ayın 1. Gününden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 21.01.2016 tarihli 2015/33356 Esas ve 2016/697 Karar sayılı ilamında özetle; somut uyuşmazlıkta davacı işçinin davalı işyerinde 20.04.1993-19.04.2013 tarihleri arasında çalıştığı, davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin 12.04.2013 tarihli noter kanalıyla gönderilen fesih bildirimi ile sona erdirilmiş olması nedeniyle 16.04.2013 tarihli ikale sözleşmesine itibar edilemeyeceği, 12.04.2013 tarihinde yapılan feshin haklı yada geçerli bir nedene dayandığının ise davalı işveren tarafından ispatlanamadığı anlaşıldığından feshin geçersizliğine ve davacının davalı şirketteki işe iadesine karar verilmesi isabetlidir. Bu nedenle davalının temyiz itirazları yerinde değildir. Davacı işçinin kıdemine ve fesih nedenine göre mahkemece işe başlatmama tazminatının davacının 4 aylık ücreti tutarında belirlenmesi doğru bulunmamıştır. Bu tazminatın davacının 6 aylık ücreti oranında belirlenmesi dosya içeriğine uygun düşecektir. Davacının bu yönü kapsayan temyiz itirazları yerindedir.
Devamını Oku..
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 19.10.2015 tarihli 2015/8041 Esas ve 2015/8665 Karar sayılı ilamında; dava, kira alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Tarafların anlaşmasıyla kiralayana kira bedellerine karşılık olarak ticari senet verilebilir. Bu durumda kira alacağının tahsili ticari senede bağlanmış olup ticari senetlerin tahsiline ilişkin hükümlerin uygulanması zorunludur. Ticari senetlerin ciro kabiliyeti bulunduğundan kiracının kiralayana verdiği senedin halen kimin elinde olduğunu bilmesi gerekir. Senet tahsil için bankaya verilmiş ise banka tarafından gönderilen ihbarla senedin kime ödeneceği borçlu tarafından biliniyor demektir. İhbara rağmen ödenmemesi halinde ihtar göndermek suretiyle temerrüt veya iki haklı ihtara konu yapılabilir. Senet bankaya tahsile verilmeyip alacaklının elinde ise alacaklı borçlunun ayağına gidip senedi verip bedelini alması gerekir. Alacaklı bu yola gitmeden doğrudan doğruya icra takibi başlatarak alacağın tahsilini isteyemez. Davacı ticari senetlerin tahsili yöntemine başvurmaksızın kira alacağının tahsili için doğrudan icra takibi yapması usul ve yasaya aykırıdır. Senet bankaya tahsile verilmeyip alacaklının elinde ise alacaklı borçlunun ayağına gidip senedi verip bedelini alması gerekir alacaklı bu yola gitmeden doğrudan doğruya başlattığı genel haciz yolu ile ilamsız takip ile alacağın tahsilini talep edemez.
Devamını Oku..
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 12.11.2015 tarihli 2015/29410 Esas ve 2015/30819 Karar sayılı ilamında özetle; davacı vekili, müvekkilinin iş sözleşmesinin haklı bir sebep olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücretinin belirlenmesini istemiştir. Somut olayda, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı ve tanıklarının beyanlarına itibar edilerek haftanın altı günü 09:00-21:00 saatleri arası oniki saat çalıştığı kabul edilip birbuçuk saat ara dinlenmesinin düşülmesiyle haftalık onsekiz saat üzerinden fazla mesai alacağı hesaplanıp mahkemece hüküm altına alınmıştır. Kabul edilen çalışma gün ve saatleri doğrudur. Ancak, çalışma gün ve saatleri davacı tanıklarının beyanlarına göre belirlenmiştir. Tanıkların beyanlarından, davacı ile tüm çalışma döneminde birlikte çalışmadıkları anlaşılmaktadır. Buna göre, davacı tanıklarının Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre davalı iş yerinde davacı ile birlikte çalıştıkları süre belirlenerek, belirlenen bu süreler için fazla çalışmanın ispatlandığı kabul edilerek, diğer süreler için bu taleplerin ispatlanamadığından reddi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.03.2015 tarihli 2013/2-1688 Esas ve 2015/1032 Karar sayılı ilamında özetle; uyuşmazlık; somut olayda davacıya terk ihtarının gönderilmesinden sonra, davacı tarafından şiddetli geçimsizlik nedenine dayalı olarak boşanma davası açılmasının iyiniyet kuralları ile bağdaşıp bağdaşmadığı noktasında toplanmaktadır. Terke dayalı boşanma davasında dava açma hakkı, kanunun açık deyimiyle sadece terk edilen eşe ait bulunduğundan, diğer eşi ortak konutu terke zorlayan veya ortak konuta dönmesini engelleyen eş “terk eden eş” konumunda olmakla, terk nedeniyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır. Bu olgu ile diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır şeklindeki yasal düzenleme birlikte ele alındığında davacı eşin gerçekte iddia ettiği gibi terk edilen değil, terk eden eş olduğunun kabulü gerekir. Somut olay değerlendirildiğinde; davacı kadının gösterdiği tanıkların beyanları ve dosya kapsamına göre, davalı (karşı davacı) eşin, davacı (karşı davalı) olan eşini ortak konutu terke zorladığı sabittir. Bu durumda yerel mahkemenin tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına ilişkin hükümde direnmesi usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.
Devamını Oku..
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 25.01.2016 tarihli 2015/20948 Esas ve 2016/915 Karar sayılı ilamında özetle; 2942 Sayılı Yasanın 11. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca bilirkişi kurulu, arazi niteliğindeki taşınmazın kamulaştırma tarihindeki mevki ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelirini esas tutarak bedelin tespitinde etkili olacak bütün nitelik ve unsurların ayrı ayrı değerini belirtmek suretiyle ve ilgililerin de beyanını dikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmazın değerini tespit etmelidir. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarında ise özel ve dikkate alınması gereken haklı bir neden bulunmadıkça tarım arazilerinin olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir üzerinden bilimsel yöntemle yapılacak değerlendirmede münavebeye alınacak ürünler için aynı yasanın 4650 Sayılı Yasa ile değişik 15. maddesinin son fıkrasına göre, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği gün itibarıyla dekar başına elde edilecek ortalama verim, üretim gideri ve toptan satış fiyatına ilişkin olarak ciddi istatistiki bilgilere dayalı olduğu bilinen o yerdeki gıda, tarım ve hayvancılık müdürlüğü verilerinin esas alınması aranmaktadır.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2016 tarihli 2015/31602 Esas ve 2016/1551 Karar sayılı ilamında özetle; fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır. Somut olayda, davacının yaptığı fazla mesaiyi aylık olarak hesaplayan bilirkişi raporuna itibarla hüküm kurulmuştur. Ancak yasa gereği haftalık 45 saati aşan çalışma fazla mesaidir. Bu nedenle hesaplama yöntemi yasal düzenlemeye ve yerleşik uyulamaya aykırıdır. Bilirkişi tarafından fazla çalışma süresinin 39,38, 36,35, 36,75, 38,08 veya 37,23 saat gibi ve gece çalışmasındaki fazla mesai süresinin 4,13, 2,65, 2,60, 2,57, 2,54 veya 4,13 saat gibi küsuratlı belirlenerek fazla mesai alacağının hesaplanması ve bu raporun da hükme esas alınması isabetsiz olup bozma nedenidir.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 26.01.2016 tarihli 2015/43597 Esas ve 2016/1141 Karar sayılı ilamında özetle; aidat alacağına aylık bazda toplu iş sözleşmelerinde belirlenen ödeme gününden itibaren faiz işletilebilmesi için sendikanın her toplu iş sözleşmesi dönemi için çalışan üyesi işçilerin listesini, sendika tüzüğüne göre üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve sendikanın banka hesap numarasını işverene bildirmesi ve bu listeye göre üyelik aidatının kesilerek ve bildirilen banka hesabına yatırılmasını istemesi gerekir. Dosya içinde 15.04.2012-14.04.2014 tarihleri arasını kapsayan TİS ve hüküm altına alınan aidat alacağı bakımından da 2012 Nisan ayından 2013 Aralık ayı arasındaki dönem hariç diğer dönemler bakımından davacı sendikanın bildirim yükümlüğünü yerine getirdiğine dair bilgi belge bulunmamaktadır. Bu itibarla 2008 Nisan-2012 mart arasındaki dönemi kapsayan her bir TİS devresi bakımından davacı Sendika’nın bildirim yükümlüğünü yerine getirip getirmediği araştırılmalı, davacı Sendika’nın bildirim yükümlüğünü yerine getirdiği, gönderilen yazıların tebliğ edildiğinin anlaşılması halinde aidat alacağına aylık bazda toplu iş sözleşmelerinde belirlenen ödeme gününden itibaren faiz işletilmelidir. Aksi halde yani bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediğinin anlaşılması halinde davacı Sendika’nın 08.10.2013 tarih ve 2447 sayılı dönem belirtmeksizin birikmiş aidatların tebliğ tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde ödenmesi talebini içerir ihtarının 21.10.2013 tarihinde tebliğ edildiği anlaşıldığından buna göre belirlenecek temerrüt tarihinden itibaren faize karar verilmelidir.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 09.12.2015 tarihli 2015/22-1474 Esas ve 2015/2854 Karar sayılı ilamında özetle; dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi, kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır. İş davalarında sıklıkla başvurulan delillerden biri olan tanık beyanı, takdiri bir delildir, hâkimi bağlamaz ancak hâkim, tanık beyanını serbestçe takdir ederken sadece vicdani kanaati ile karar veremez. Tanık beyanları yönünde ya da aksine hüküm tesis edilmesi durumunda, tanık beyanının neden kabul edildiği ya da edilmediği açıklanmalıdır. Belirtilmelidir ki, tanık beyanları arasında veya tanık beyanı ile diğer deliller arasında çelişki bulunduğu takdirde, sadece tanık sözlerine dayanılarak hüküm tesis edilmesi mümkün değildir. Davacı işçi fazla çalışma ücreti alacağını kanıtlamak bakımından tanık anlatımlarına dayanmış olup, dinlenen ve birbiri ile tutarlı tanık anlatımlarına göre, fazla çalışma ücreti alacağı ortaya çıkmıştır. Yargılama sırasında davalı taraf, tanık anlatımlarının aksini gösteren herhangi bir kayıt ve belge dosyaya sunmamıştır. Öte yandan, fazla çalışma ücreti alacağı tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir konudur. Bu nedenle hâkimin resen delil toplama yetkisinden de söz edilemez.
Devamını Oku..
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 15.02.2016 tarihli 2015/20304 Esas ve 2016/2264 Karar sayılı ilamında özetle; dava, kamulaştırmasız el atılarak üzerine pilon dikilip enerji nakil hattı geçirilen taşınmazların, pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu parsellerin geometrik durumu, yüzölçümü ve enerji nakil hattının güzergahı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğünün taşınmazın tüm değerinin 118 ada 11 parsel sayılı taşınmazda %5, 118 ada 13 parsel sayılı taşınmazda %1,5 oranında olacağı gözetilmeden, daha yüksek oranda değer düşüklüğü tespit eden rapora göre fazlaya hükmedilmesi, dava konusu taşınmazlardan 118 ada 11 ve 13 parsel sayılı taşınmazlardan geçen ve tapu kaydında da yer alan eski irtifaklar nedeniyle meydana gelecek olan değer düşüklüğü oranı belirlenip, taşınmazın kamulaştırılan kısmı için belirlenen bedelden bu oranda indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi doğru değildir.
Devamını Oku..
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 12.02.2016 tarihli 2015/22822 Esas ve 2016/3107 Karar sayılı ilamında özetle; sanık savunması ve müşteki beyanına göre, olay günü tartışma sırasında önce müştekinin tekme atmak suretiyle sanığın ameliyatlı bölgesine vurduğunun belirtilmesi karşısında, savunmada ve kabulde belirtilen hususların doğruluğu araştırılarak sonucuna göre, sanık hakkında haksız tahriğe ilişkin TCK’nin 29. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının karar yerinde tartışılmaması, mükerrirliğine karar verilen sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 58/6-7. maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, yerel mahkemece infaz aşamasında belirlenecek bir konuda infazı sınırlayacak şekilde 1 yıl olarak denetim süresi belirlenmesi bozmayı gerektirmiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 02.03.2015 tarihli 2015/1441 Esas ve 2015/2014 Karar sayılı ilamında özetle; dava, iki haklı ihtar sebebiyle kiralananın tahliyesi ve 2012 Kasım, Aralık, 2013 Ocak ve Şubat aylarına ilişkin kira bedellerinin tahsili istemlerine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 352/2. maddesi uyarınca iki haklı ihtar nedeniyle açılacak tahliye davasının, bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması zorunludur. İki haklı ihtar nedeniyle açılan davada tahliyeye karar verilebilmesi için kiracıya bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde, bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulması gerekir. İhtar tebliğinden sonra yapılan ödemeler iki haklı ihtarın oluşmasına engel teşkil etmez. Süresiz sözleşmelerde ve kira parasının yıllık ödenmesi gereken hallerde iki haklı ihtar oluşmaz. Başlangıç tarihini ispat yükü davacıya aittir.
Devamını Oku..