Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2011 tarihli 2010/10620 Esas ve 2011/11734 Karar sayılı kararında özetle; aracın hava yastığı açılırken gaz çıkışı olup olmadığı, somut olayda iddia edildiği şekilde yanıcı ve yakıcı özelliği bulunup bulunmadığı, araç fotoğrafları ve kazanın oluş şekline göre hava yastığının patlayıp patlamadığı, bu hususta davalı P. A.Ş. yüklenebilecek kusur bulunup bulunmadığı gibi hususların belirlenmesi için İTÜ Otomotiv Anabilim dalından seçilecek bilirkişi heyetinden ayrıntılı denetime açık ve gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre davacının tedavisi yapılan hastanelerden tüm tedavi evrakları getiri-lirek yeniden değerlendirilme yapılması için Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan ek rapor alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.01.2016 tarihli 2014/2245 Esas ve 2016/772 Karar sayılı kararında özetle; usulüne uygun alınan arama kararı gereğince sanığa ait araç içinde yapılan aramada 2 paket bandrolsüz ve kaçak sigara ile 4 adet sigara karton parçası ele geçirildiği olayda; sanığın dava konusu sigaraların satışını yaparken yakalanmadığı, aracında ele geçen sigara miktarı ve niteliğinin de ticari boyutta bulunmadığı ayrıca 4 adet sigara kartonun da suçun sübutu yönünden yeterli olmadığı anlaşılmakla sanık savunmasının aksine mahkumiyeti için her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı halde, beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2016 tarihli 2015/10778 Esas ve 2016/900 Karar sayılı ilamında özetle; davalı-davacı tanığının, davacı-davalı erkeğin başka bir kadınla ilişkisinin olduğuna dair mahkemece kusur olarak kabul edilen ifadesi kadından aktarılan beyan olup hükme esas alınamaz. Mahkemece kabul edilen davacı-davalı erkeğin evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmemesi ise tek başına kadının kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemez. Davacı-davalı erkekten kaynaklanan kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eden maddi bir olayın varlığı da kanıtlanamamıştır. Türk Medeni Kanunun 174/2. maddesi koşulları oluşmamıştır. O halde davalı-davacı kadının manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davalı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50. ve devamı maddeleri hükmü nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 12.07.2013 tarihli 2013/11622 Esas ve 2013/13283 Karar sayılı kararında özetle; feshin geçerli olduğunu belirleyen kesin hüküm işçinin ihbar ve kıdem tazminatına hak kazandığı sonucunu doğurur. Zira geçerli fesih, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı almasına engel teşkil eden “haklı fesih” değildir.
Devamını Oku..
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 10.05.2012 tarihli 2012/2962 Esas ve 2012/4028 Karar sayılı kararında özetle; işçi alacağı ilamda brüt olarak belirtilmiş ise, alacaklı vergi ve sigorta primlerini indirdikten sonra net miktar üzerinden takip yapabilir. Kıdem tazminatının en yüksek mevduat faizi, fesih tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde hesaplanır. En yüksek mevduat faizi oranı hakkında bankalardan fiilen uygulanan faiz oranları sorulmalıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2015 tarihli, 2014/21963 esas sayılı 2015/34027 sayılı kararına göre; fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları yönünden, davacı haftada kaç saat fazla çalışma yaptığını, hangi hafta tatillerinde ve genel tatillerde çalıştığını belirleyebilmekte ise de hakimin hesaplanan miktardan hangi oranda takdiri indirim yapacağını bilebilecek durumda değildir. Bu sebeple, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Uyuşmazlık konusu kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve yemek ve yol ücreti farkı alacakları bakımından, talep içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, en son ödenen ücreti, alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını, hak kazandığı yıllık izin süresini ve kaç gün ücretli izin kullandığını, ödenmeyen yol ve yemek ücreti miktarını belirleyebilmektedir. Tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri de belirleyebilecek durumdadır. Bu halde kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve yol ve yemek ücreti farkı alacakları, belirsiz alacak değildir. Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirlenebilir olmaları ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve yol ve yemek ücreti farkı alacakları yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2016 tarihli, 2015/17413 esas ve 2016/1263 sayılı kararına göre; kamulaştırılan taşınmaz ile emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınıp, yıpranma payı da düşülerek binaya değer biçilmesinde ve tespit edilen bedelin bloke ettirilerek hükmün kesinleşmesi beklenmeden davalı tarafa ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Arazi niteliğindeki taşınmazlara objektif değer artırıcı unsur ilavesi mümkün iken arsa ve yapılara objektif değer artırıcı unsur ilavesi mümkün olmadığı halde yapılara objektif değer artırıcı unsur ilave edilmek sureti ile fazla bedel tespiti doğru görülmemiştir.
Taraflar arasındaki 4650 s. Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün YARGITAY’ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçelerle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Devamını Oku..
Yargıtay 21. Ceza Dairesi’nin 01.02.2016 tarihli 2015/6387 esas ve 2016/619 sayılı kararına göre; sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin incelemede; sahte olduğu iddia edilen belgelerin asıllarına ulaşılamamış olması karşısında fotokopilerden ibaret belgelerin resmi belgede sahtecilik suçu yönünden “belge” vasfını taşımayacağı cihetle, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle beraate karar verilmesi gerekirken mahkumiyete hükmedilmiş olması yasaya aykırıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 14.12.2015 tarihli 2015/15612 Esas ve 2016/14108 Karar sayılı ilamında özetle; dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK.nun 1269. maddesi (6102 sayılı TTK’nun 1453. maddesi) uyarınca malı rehin alan kimse o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı yasanın 1270. maddesi (6102 sayılı TTK’nun 1406. maddesi) uyarınca bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Somut olayda, davaya konu hayat sigortası poliçesinde, dava dışı bankanın dain mürtehin sıfatı ile hak sahibi olduğu görülmüştür. Davacının sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için dain ve mürtehinin bu konuda açık muvafakatının olması gerekmektedir. Bu durumda Hakem Heyeti’nce, dain mürtehin sıfatı bulunan dava dışı bankadan davaya muvafakatinin olup olmadığı sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.05.2015 tarihli 2015/17-437 Esas ve 2015/1471 Karar sayılı ilamında özetle; dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; tek taraflı ve sürücünün tam kusuru ile meydana gelen trafik kazalarında ölen sürücünün yakınlarının, aracın trafik sigortacısı şirketten destekten yoksun kalma tazminatı talebi halinde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir. Haksız fiil mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 41. maddesinde tanımlanmış, Kanun’un 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. Olayda, TCK 85. madde kapsamında taksirle öldürme suçunun varlığının sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir ve kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Buna göre davacının desteğinin tam kusuru ile neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda TCK’nun 85/2 maddesinde düzenlenen ve taksirle öldürme suçuyla ilgili ceza davasının TCK’nun 66/1-d maddesi uyarınca onbeş yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK’nun 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden onbeş yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.
Devamını Oku..
Anayasa Mahkemesi’nin İptal Davaları / İtiraz Başvuruları başlıklı 16.12.2015 tarihli 2013/3017 Karar sayılı kararında özetle; 05.02.2016 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr’de; “Zorla sakalı kesilen mahkuma 7 bin lira tazminat kararı. Anayasa Mahkemesi, cezaevinde isteği dışında sakalı kesilen mahkum yönünden, eziyet yasağı ile devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verdi.Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, 2006’da resmi evraktasahtecilik ve kamu kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından mahkumiyetinin infazı için Şanlıurfa Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildi. İnfaz koruma memurları tarafından sakalını kesmesi söylenen tutuklu, böyle bir kural olup olmadığını sordu ve sakalını kesmek istemediğini belirtti. Tartışmanın ardından müşahede odasına alınan “… sakalı kesildi.” şeklinde yer alan habere ilişkin Anayasa Mahkemesi Kararı.
Devamını Oku..
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 28.09.2015 tarihli 2015/6911 Esas ve 2015/14576 Karar sayılı ilamında özetle; davacının, Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Lisesi Müdürlüğü öğrencisi olduğu, eldeki dava ile davacının, eğitimine devam edebilmek için davalı babasından yardım nafakası talep ettiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece; tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, nafakanın niteliği, davalının gelir durumu, mirasçılıkta da aynı sırada yer alan dava dışı annenin de nafakaya katılma yükümlülüğü bulunduğu nazara alınarak, TMK’nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun şekilde davacı lehine bir miktar nafakaya hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davacının öğrenim süresinin uzamasının nafaka almasına engel olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 13.01.2016 tarihli 2015/23708 Esas ve 2016/579 Karar sayılı ilamında özetle; alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlu icra mahkemesine başvurusunda, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek tebliğ tarihinin düzeltilmesini istemiştir. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Borçlunun kendisine gönderilen ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürmesi İİK’nun 16. maddesi anlamında bir “şikayet” olup, aynı Yasanın 16/l. maddesi gereğince bu şikayetini işlemi öğrenme tarihinden itibaren 7 günlük sürede icra mahkemesine yapması gerekir.
Devamını Oku..
Danıştay’ın 4. Dairesinin 04.06.2014 tarihli 2011/5086 esas 2014/4165 numaralı kararına göre;
şirket adına düzenlenen ödeme emirleri şirketin bilinen adresinde bulunamamasından dolayı ilanen tebliğ edilmiş ise de; şirketin kanuni temsilcisinin ikametgah adresi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 101 inci maddesinde sayılan belgelerde yer alması halinde bu Kanun uyarınca bilinen adreslerden olup, ödeme emirlerinin kanuni temsilcinin ikametgah adresinde tebliğ yolu denenmeksizin ilanen tebliği yasaya uygun olmadığından ve şirket adına düzenlenen ödeme emirleri usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeden şirketten tahsili olanaksız hale gelmiş bir vergi borcundan söz edilemeyeceğinden, bu vergi borcundan dolayı davacının kanuni temsilci sıfatıyla takibine yasal olanak bulunmamaktadır.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.09.2015 tarihli 2015/10053 esas 2015/21168 numaralı kararına göre; kural olarak iki kişi arasında mevcut olan bir hukuki ilişkiye dayanan, henüz doğmamış olmakla birlikte ileride doğması muhtemel bulunan alacaklara müstakbel alacak denir. Müstakbel ya da doğacak alacaklar için haciz ihbarı yada haciz yazısı gönderilebilmesi, üçüncü kişi ile borçlu arasında süregelen bir hukuki ilişkinin varlığına bağlıdır. Hukuki münasebetin varlığı ve bu ilişki nedeniyle borçluya ödenecek ve devamlılık arzeden bir alacağın bulunduğu hallerde, üçüncü kişiye haciz yazısı gönderilebilir. Müstakbel bir alacaktan bahsedilebilmesi için, bir hukuki ilişkinin mevcut olması, bu hukuki ilişkiden doğacak alacağın cinsinin ve borçlunun belli olması yeterlidir. Alacağın miktarının belli olup olmaması veya böyle bir alacağın doğmama ihtimalinin bulunması önemli değildir. İşçiler ve memurların işveren nezdinde işleyecek ücret alacakları, müstakbel alacaklara örnek olarak gösterilebilir. Kanun, ücret hacizlerinde, bu anlamdaki müstakbel alacakların haczedilebileceğini açıkça kabul etmektedir. Bu durumda, borçlunun çalıştığı kurumdan ileride emekli olması halinde alacağı emekli ikramiyesine haciz konulabilir. Öte yandan, yasalarda işçi emekli ikramiyesinin haczedilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, borçlunun ileride doğması muhtemel emekli ikramiyesinin tamamı haczedilebileceğinden, bu yöne ilişkin şikayetin tümden reddine karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..