Author Archives: admin

Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. 4721 sayılı TMK’nın 705/2 maddesinde “ Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmüne yer verilmiştir. Dolayısıyla 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu kaydının iptaline ilişkin davaların kesinleştiği tarih itibariyle tapu malikinin mülkiyet hakkı son bulduğundan bu tarih itibariyle zarar oluşmuş olup tapunun iptaline ilişkin mahkeme kararının infaz edilmemiş olması sonuca etkili değildir. Davacının kayden paylı mülkiyet üzere maliki olduğu taşınmazın 30.610m2 yüzölçümlü kesiminin tapu kaydı kıyıda kaldığı gerekçesiyle mahkeme ilamıyla iptal edilmiş olup, anılan taşınmaza ilişkin hüküm eldeki dava açılmadan önce kesinleşmiştir. Bu durumda tapunun iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarihte davacının zararı oluştuğundan mahkemece işin esası hakkında inceleme ve araştırma yapılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken tapunun iptaline ilişkin davanın kesinleşmediği, tapu kaydının halen davacı adına kayıtlı olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru değildir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün YARGITAYca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit sabit olması gerekir. Oysa tanıkların sözlerinin bir kısmı duyduklarını aktarmaktan ibaret olduğu gibi, bir kısmı ise Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, sebep ile saiki belli olmayan, yoruma dayalı ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi ve nafakaların miktarları yönünden, davalı kadın tarafından ise, kusur belirlemesi, reddedilen maddi, manevi tazminatlar ve nafakaların miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Kat Mülkiyeti Kanununun 16. maddesi gereğince kat malikleri anataşınmazın bütün ortak yerlerinde ortak mülkiyet hükümlerine göre paydaştırlar. Kanunun öngördüğü ortak mülkiyet kuralları doğrultusunda bir paydaş intifadan men edilmedikçe, diğer paydaşlara ecrimisil ödemekle yükümlü tutulamaz. İntifadan men edilme halinin varlığının kabulü için, ortak yeri işgal edip tekeline alan paydaşa, diğer paydaşların kendi paylarından yararlanma isteklerini bildirmiş olmaları gerekir. Paydaşlar arasında ecrimisil isteme hakkı ancak böyle bir bildirimden sonraki dönem için doğar ve buna karşın şagil ortak yerdeki haksız işgale son vermiş ise hakkında istenecek ecrimisilin başlangıcı bu bildirim (uyarı) tarihine göre belirlenir. Somut olayda mahkemece dava konusu alanın anayapının ortak alanı olup olmadığı, dosyasındaki yer ile dava konusu alanın aynı olup olmadığı; aynı ise intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmemiştir. Mahkemece değinilen hususlar gözönünde tutularak ortak yeri haksız işgal ettikleri ileri sürülen davalı yana davacı tarafından yapılan bildirim günü saptanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün YARGITAYca incelenmesi davacı ve davalı Arzu Ekşi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

Davacı, dava dilekçesinde ayrıca taşınmazın aile konutu olduğunun tespitini de istemiştir. Başlangıçta alınan başvuru harcı bu talebi de kapsar. Ancak bu talebe ilişkin peşin karar harcı yatırılmamıştır. Bu istekle ilgili olarak, maktu peşin harç eksikliğinin tamamlanması için davacıya süre verilmesi (Harçlar Kanunu m.30-32) ve sonucuna göre bu taleple ilgili olumlu olumsuz bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Taraflar arasında 127.500,00 TL bedelli 01.04.2010 tarihli ve 87.000,00 TL bedelli tarihsiz iki sözleşme ile akdî ilişkinin kurulduğu yapılan imalâtlarla ilgili olarak davalı tarafından bu sözleşme bedelleri ile birlikte 127,500,00 TL ve 244.864,00 TL ödeme yapıldığı ihtilâfsızdır. Davacı sözleşmede belirtilen imalâtlar dışında imalâtlar yapıldığını iddia etmekte davalı ise tüm sözleşme dışı imalâtların bedellerinin ödendiğini iddia etmektedir. Kural olarak taraflar arasında düzenlenen sözleşmede sayılan imalâtların dışında yapılmış imalâtlar var ise bunların bedellerinin 6098 sayılı TBK’nın 526. maddesine göre vekâletsiz iş görme hükümlerine göre yapıldığı yıl piyasa fiyatlarına göre bedellerinin hesaplattırılması gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu bu konuda denetime açık olmadığından yapılması gereken iş, alınacak ek rapor ile sözleşme dışı yapılmış imalâtların yapıldığı yıl piyasa fiyatlarına göre bedellerinin hesaplattırılıp bulunacak bedele yazılı sözleşmelerdeki 127.500,00 TL ve 87.000,00 TL bedellerin eklenerek bulunacak bedelden ihtilâfsız ödemelerin mahsubu ile sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.

Devamını Oku..

TCK’nın 184/1. maddesinde “yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran” kişilerin cezalandırılması öngörülmüş olup, İmar Yasasının 5. maddesinde de bina kavramının “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.” şeklinde açıklanması karşısında, sanığın eylemlerinin İmar Kanunu 5. madde kapsamında bina vasfında olup olmadığı, eylemlerin binanın statiğinin bozup bozmadığı ve yeni alan kazandırıp kazandırmadığı, imalatın 12.10.2004 tarihinden önce yapılıp yapılmadığı, ayrıca katılan … tarafından imalata ilişkin ruhsat verilip verilmediği yönünde keşif yapılıp bilirkişi raporu alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırıdır.

Devamını Oku..

Dava, 5737 sayılı Yasanın 17. maddesine dayalı olarak açılan gaiplik ve tapu iptal-tescil isteklerine ilişkindir. Dava konusu taşınmazın Osman oğlu Hasan’a ölünceye kadar bakmak şartıyla Fatımetüzzehra adına kayıtlı olduğu, dayanak 13 Temmuz 314 tarihli tapu kaydında Zehra ve Süleyman kızı Münevver Hatice’ye ilişkin bilgilerin yer aldığı, davacı Vakıflar İdaresi’nin Osman oğlu Hasan hakkında da gaiplik kararı verilmesini ve taşınmazdaki haciz şerhinin terkinini talep ettiği anlaşılmakla, kayıt malikinin mirasçı bırakmadan ölüp ölmediği gaip olup olmadığının açıklığa kavuşturulması açısından tapu tedavül belgelerinden yararlanılarak araştırma yapılması, Osman oğlu Hasan’ın 5737 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca taşınmaz mutasarrıflığının ve gaip olup olmadığının tespiti, kimin lehine konulduğu belirtilmeyen 28.12.1948 tarihli haciz şerhinin tarihi nazara alındığının da kaldırılması gerektiği gözetilmeksizin karar verilmiş olması doğru değildir.

Devamını Oku..

 

Sanığın kendisine ait facebook hesabı üzerinden paylaştığı “Duyuru” başlıklı yazı ve içeriğinde geçen “faşist çete” ibarelerinin yazının bütünü değerlendirildiğinde eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarında kaldığı kabul edilebilirse de, sanığın aynı sosyal medya hesabından paylaştığı dönemin Başbakanı hakkında yazdığı ve anlamı herkes tarafından anlaşılabilen “O.Ç” ibaresinin eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşarak, incitici, küçük düşürücü ve kişinin toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması nedeniyle hakaret vasfı taşıdığı ve sanığın eyleminin TCK’nın 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi kanuna aykırıdır.

Devamını Oku..

Davacının 29.10.2012 günü gece saat 02:40 sıralarında, çalışması esnasında şirketin aracı ile tek taraflı trafik kazasına karıştığı, kaza sebebi ile davalının 5.064,91 TL tamir masrafı, 500,00 TL araç değer kaybı, 450,00 TL aracın işten geri kalması masrafı olarak toplam 6.014,91 TL zararın bulunduğu 22.01.2014 havale tarihli trafik ve makine mühendisi bilirkişi raporu içeriğinde ifade edilmiştir. Mahkemece, davacının otuz günlük ücretinin bu miktardan daha az olması sebebi ile iş akdinin feshinin haklı nedene dayandığı sonucuna ulaşılmışsa da yapılan değerlendirme eksik incelemeye dayandığından hatalıdır.

KARAR:Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Devamını Oku..

Müştekinin yol kenarına kilitlemeden park ettiği motosikletin kullanım amacı gereği müşteki tarafından her zaman kapalı bir yerde veya kilitlenerek muhafazası mümkün olmayan, sahibi tarafından alıp götürülemeyecek nitelikte bir ulaşım aracı olması nedeniyle sanığın eyleminin TCK’nın 142. maddesinin 1. fıkrasının e bendinde düzenlenen “Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık” suçuna uyduğu gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 141. maddesinin 1. fıkrası gereğince hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini bozmayı gerektirmiştir.

Devamını Oku..

İİK.nun 134/2. maddesi göndermesi ile uygulanması gereken Türk Borçlar Kanunu’nun 281. maddesi uyarınca, Kanuna veya ahlâka (adaba) aykırı şekilde ihaleye fesat karıştırılmış olması, ihalenin feshi sebebidir. İhalenin amacına ulaşmasını ve malın gerçek değerine satılmasını, ihalenin sağlıklı ve normal şartlarda yapılmasını engelleyici, dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan davranışlarda bulunulması ve ihaleye katılıma engel olunması, ihaleye fesat niteliğindedir. Taraflar fesat nedeni olarak ileri sürdükleri maddi vakıaları tanık dahil her türlü kanıtla ispat edebilirler. Şikayetçinin, ihaleye fesat sebebi olarak ileri sürdüğü vakıalara ilişkin olarak tanık bildiremediği, mahkemece beyanlarına başvurulan ihale tutanağı mümzileri Semih ve Uğur ‘un satış esnasında herhangi bir baskı ve tehdit olayı olduğunu görmediklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır. İhaleden sonra meydana gelen olaylar yaralama olayıfesat olgusu içerisinde değerlendirilemeyeceğinden ve ihalenin olağan koşullar dışında gerçekleştiği ispat edilemediğinden, başkaca ihaleninin feshi nedeni de bulunmadığı anlaşıldığına göre mahkemece ihalenin feshi isteminin reddine karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

Ateşli Silahlar ve Bıçaklarla Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Bu madde kapsamında sayılan fiillerden dolayı yargılaması devam eden şahısların ruhsat ruhsat verilme ve yenileme işlemleri yargı kararı kesinleşinceye kadar durdurulur. Yargılama sonucuna kadar silah ilgili birimce emanete alınır.” ibaresinin; masumiyet karinesine aykırı olduğu, maddenin (d) bendinde “hüküm giyenler” ibaresi yer almaktayken, dördüncü fıkrada getirilen kısıtlamayla yargılaması devam edenlerin de bu kapsama alındığı, suçluluğu ispat edilene kadar herkesin masum olduğu, henüz isnad aşamasındaki bir suçtan yargılanmakta olan kişiyle, hüküm giymiş bir kişinin aynı statüde kabul edilemeyeceği, anılan fıkrayla Ateşli Silahlar ve Bıçaklarla Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 7 nci maddesine aykırı olarak silah ruhsatı verilmesini kısıtlayıcı hüküm getirildiği ileri sürülerek İPTALİ İSTENİLMEKTEDİR.

Devamını Oku..

 

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, tutuklama dolayısıyla milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedeniyle seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği İDDİALARINA İLİŞKİNDİR.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/2/2017 TARİHİNDE YAPILMIŞTIR.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra KOMİSYONA SUNULMUŞTUR.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına KARAR VERİLMİŞTİR.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına KARAR VERİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

Dava, kişilik haklarına saldırı nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun’un 50. maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yasal duruma göre, davalı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine Kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz hale getirecektir. Açıklanan nedenlerle, BK’nın 49. (TBK.58) maddesine göre, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

Belgede sahtecilik suçlarında suçun konusu belge olup korunan hukuki yarar kamu güvenidir ve suçun geniş anlamda mağduru toplumu oluşturan bireylerdir. Nitekim belgede sahtecilik suçlarına ilişkin TCK’nun 204-212. maddeleri Kanunun Kamu Güvenine Karşı Suçlar bölümünde yer almaktadır. Bununla birlikte belgede sahtecilik suçunun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkündür. Belgede sahtecilik suçunun işlenmesi nedeniyle farklı kişilerin çıkarlarının zedelenmiş olması suçun bu öncelikli niteliğini değiştirmeyeceği gibi zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasına da engel değildir. Somut olayda sanık Yılmaz Ç.’in suça konu belge üzerinde Emine S.ve İsa K.un bilgi ve rızası olmaksızın onlar adına sahte imza attığı ayrıca belgeye tüm imzalar tamamlandıktan sonra sanık Davut U. aleyhine olmak üzere zemin kat 2-4-5 nolu işyerlerinde tadilat talebini eklediği, bu şekilde atılı suçu bir fiille birden fazla mağdura karşı işlediği sabit olmakla sanığın eyleminin 5237 sayılı Yasanın 43/2. madde kapsamında zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,

Devamını Oku..