Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.11.2015 tarihli 2015/5415 Esas ve 2015/20188 Karar sayılı ilamında özetle; ziynet eşyaları kadının kişisel malı olup, erkek eşe iade etmemek kaydıyla hibe edilmedikçe erkek tarafından kadına iade edilmelidir. Dosya kapsamı incelendiğinde, söz konusu ziynetlerin varlığı konusunda çelişki yoktur. Davacı kadın ziynet eşyasının davalıda kaldığını ileri sürmüş, davalı ise onun tarafından götürüldüğünü savunmuştur. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı kadının, kayınvalidesi ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra günlük kıyafetleri ile baba evine gece saatlerinde eşi tarafından bırakıldığı, davacı kadının evden ayrılmayı önceden tasarlamadığı, tanık ifadesinde kadının yanında ziynet görmediğini beyan etmiş olduğu, daha sonra kadının tanıklarla beraber eve döndüğünde ziynetlerini bulamadığının tanıklar tarafından ifade edildiği görülmüştür. Böylece,davacı kadının ayrılırken ziynet eşyalarını yanında götürmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, ziynet eşyası talebinin kabulü gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 14.12.2015 2015/6303 Esas ve 2015/34351 Karar sayılı dosyada özetle; işçinin, iş sözleşmesini emeklilik nedenine dayalı olarak feshetmesine rağmen, başka bir işte çalışmaya başlamasının yasal hakkın kötüye kullanımı olup olmadığı uyuşmazlığın çözümü açısından tartışılması gereken noktayı oluşturmaktadır. İşçinin emeklilik nedeni ile iş sözleşmesini feshetmesinden kısa bir süre sonra, yeniden çalışmasını gerektirecek durumlar ortaya çıkabileceği gibi işçinin bu hakkını kendisi için daha olumlu sonuçlar doğurabileceğini düşündüğü bir başka işyerinde çalışma amacı ile de kullanması mümkündür. Sosyal Güvenlik Hukuku alanında, yaş koşulunu da gerçekleştirmek sureti ile emekli olan işçilere sigorta destek primi ödeyerek çalışma imkanı tanındığı da dikkate alındığında, 1475 sayılı İş Kanunun 14/1-5. maddesindeki düzenleme açısından, kanun koyucunun amacının işçinin çalışma yaşamını aktif olarak sonlandırması olduğundan bahsedilemez. Çalışmakta olduğu iş yerinde yıpranmış olan ve bu arada sigortalılık yılı ile prim ödeme süresine ilişkin yükümlülüklerin tamamlayan işçinin, kendisi için çalışma koşullarının daha olumlu olduğunu düşündüğü bir işyerinde çalışma amacı ile bu hakkını kullanması halinde Medeni Kanunun 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı davrandığı kabul edilemez. Yasa ile tanınmış emeklilik nedeni ile fesih hakkının kullanması ile birlikte kıdem tazminatına hak kazanılacağının kabulü gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.11.2015 tarihli 2015/3287 Esas ve 2015/20140 Karar sayılı kararında özetle; Mahkemece, davalı-davacı kadının eşini sosyal ortamlardan uzak tuttuğu,eşine hakaret ettiği,eşinin akrabalarına saygı göstermediği, davacı-davalı erkeğin de, kadını ve çocukları bırakarak evden gittiği, ortak çocukları ve eşiyle ilgilenmediği,başka bir kadınla güven sarsıcı davranışta bulunduğu belirtilerek taraflar eşit kusurlu kabul edilip, davalı-davacı kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş ise de, toplanan delillerden; davalı-davacı kadının eşini sosyal ortamlardan uzak tuttuğu ve eşinin akrabalarına saygı göstermediğinin kanıtlanamadığı ancak eşine hakaret ettiği, davacı-davalı erkeğin ise, mahkemece kabul edilen kusurlu davranışlarının gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, tarafların eşit kusurlu kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 24.11.2015 tarihli 2015/23251 Esas ve 2015/33400 Karar sayılı ilamında özetle; işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanması için, iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesi gerekir. İş sözleşmesini fesheden işçi feshin geçersizliği ve işe iade isteminde bulunamaz. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18/3. D. maddesinde “hamilelik nedeni ile iş sözleşmesinin feshedilmesinin geçersiz olacağı belirtilmiş, 24. madde de ise hamilelik işçi açısından sağlık sebebi ile haklı fesih nedeni olarak doğrudan kabul edilmemiştir. Hamile olan davacı ayrılma iradesi olmadığını, baskı ile ayrılma dilekçesi imzaladığını iddia etmekte ve iki tanık bildirmektedir. Hamilelik sağlık sebebi değildir. Kıdem tazminatı davacıya ödenmiştir. Bu bir çelişkidir. Davacı tanıklardan birinin tanıklık yapmayacağını bildirmiş, ancak vazgeçmemiştir. Bildirilen tanık çağrılmak zorundadır. Tanıklıktan çekinme ancak mahkemeye geldikten sonra mazereti olursa geldikten sonra mümkündür. Eksik inceleme ile çelişki de giderilmeden karar verilmesi hatalıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 03.11.2015 tarihli 2015/6325 Esas ve 2015/20212 Karar sayılı ilamında özetle; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre davalı kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakası çoktur. Mahkemece Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 08.12.2015 tarihli 2015/13291 Esas ve 2015/19037 Karar sayılı ilamında özetle; sanığın olay öncesi kullandığını bildirdiği Lustral 50 mg tabletin vasıta sürme veya makine kullanma gibi potansiyel olarak tehlikeli işlerin yapılabilmesi için gerekli zihinsel veya fiziksel kabiliyetleri bozabileceği, çok yaygın olarak bulantı, uykusuzluk, sersemlik hali ve baş ağrısına, yaygın olarak dikkat dağınıklığı, kulak çınlaması, sıcak basması ve esnemeye neden olabileceğinin anlaşılması ile Karayolları Trafik Kanunu’nun 6487 sayılı Kanunun 19. maddesi ile değişik 48. maddesinin 5. fıkrasının “Hususi otomobil dışındaki araçları alkollü olarak kullanan sürücüler bakımından promil alt sınırı 0.21 olarak uygulanır.” şeklindeki ve 7. fıkrasının “Hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca Türk Ceza Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.” şeklindeki amir hükümleri nazara alındığında sanığın aldığı alkol veya uyuşturucu maddenin etkisi altında iken araç sevk ve idare ettiği, dolayısıyla eyleminde bilinçli taksirin koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi kanuna aykırıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 tarihli 2014/20903 Esas ve 2015/34116 Karar sayılı kararında özetle; taraflar arasında, iş ilişkisinin işçinin istifası ile sona erip ermediği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanununun 24 üncü maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17 nci maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında Yasada işçinin istifası özel olarak düzenlenmiş değildir. Somut uyuşmazlıkta dosyaya sunulan istifa içerikli ibraname, davacının abisi olan tanığın ve diğer davacı tanığının beyanları ile davalı tanıklarının beyanlarında, davacının yurtdışına gideceği için işyerinden ayrıldığını söylemeleri karşısında, davacının işyerinden haklı bir neden olmadan istifa ederek ayrıldığı açıkça ortadadır. İşverenin kıdem tazminatı ödeyeceğini taahhüt ettiğine dair bir delil de yoktur. Saptanan bu durum karşısında, kıdem tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.
Devamını Oku..
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 tarihli 2014/21790 Esas ve 2015/34012 Karar sayılı ilamında özetle; davacı net 1.400,00 TL ücret aldığını iddia etmiş, davalı brüt 1.020,00 TL ücret aldığını savunmuştur. Mahkemece davacı iddiasına göre belirtilen ücrete göre tazminat ve alacaklar hesapları hüküm altına alınmıştır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Öncelikle davacı tanıkları davacının montaj ustası davalı tanıkları ise montaj elemanı olduğunu beyan ettiklerinden usta mı yoksa normal işçi mi olduğu açıklığa kavuşturulmalıdır. Diğer taraftan yapılan emsal ücret araştırmasında Madeni İşler Esnaf ve Sanatkarlar Odası davacının net 841,37 TL ücretle çalışacağı bildirmiştir. Ancak yapılan emsal ücret tespiti için yapılan araştırma yeterli değildir. İşçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tanık beyanları ile tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Devamını Oku..
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 11.06.2015 tarihli 2013/20352 Esas ve 2015/8564 Karar sayılı ilamında özetle; dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Davalı Güvence Hesabı vekilince, desteğin kullandığı motosiklete kasksız binmesi neticesinde kafa travmasına bağlı olarak ölümü nedeni ile belirlenen tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması talebinde bulunulmuş, mahkemece bu savunma üzerinde durulmamıştır. Borçlar Kanunu’nun 44/1. maddesi hükmüne göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim, tazminat miktarını hafifletebilir. Davaya konu olan olayda, davacıların desteğinin kullandığı motosiklete kasksız bindiği, motosikletin çekiciye çarpması neticesinde kafa travmasına bağlı solunum ve dolaşım durması sonucu vefat ettiği, dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Desteğin motosiklete kasksız olarak binmiş olması halinde BK’nın 44. maddesi uyarınca zarar görenin müterafik kusuru kabul edilmeli ve bu nedenle de belirlenecek kusur oranında davalı Güvence Hesabı lehine bir indirim yapılması zorunludur. Bu itibarla somut olayda BK. 44. maddesi gereğince tazminattan indirim yapılması gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 tarihli 2015/30856 Esas ve 2015/35165 Karar sayılı ilamında özetle; davacı, eldeki davada konut kredisinin kullanımı sırasında kendisinden haksız yere alınan 4.878,39 TL masrafın davalıdan tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davalı davacıdan iki kez 600’er TL ekspertiz ücreti almadıklarını, ayrıca dava dışı gayrimenkul değerleme şirketine 295 TL ekspertiz ücreti ödediğini ileri sürmüştür. Davalı banka, kredinin kullanımı sırasında yaptığı zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebilir. Hal böyle olunca davalının bu savunması üzerinde durularak hüküm kurulması gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 30.11.2015 tarihli 2015/16958 Esas ve 2015/21471 Karar sayılı ilamında özetle; mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Eşler, 17.05.1990 tarihinde evlenmiş, 12.10.2011 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir. Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK’nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Tasfiyeye konu araç, eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 15.06.2005 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edilmiştir, davalının OYAK emeklilik maaş sisteminde boşanma dava tarihinde 130.600,00 TL rezervi bulunmaktadır. OYAK emeklilik sisteminde, pirimlerin tahsilinde kamu gücü kullanıldığından ve kamusal amacı doğrultusunda sosyal rizikonun bir başka deyişle yaşlılık gerçekleşmesiyle ödeme yapıldığından TMK’nun 228/2 maddesi uygulanır. Davalının Oyak’taki emekli maaş sistemi üzerindeki hakkı üzerinden alacağa hükmedilmişse de, hükme esas alınan bilirkişi raporunda yapılan hesap, Kanuna uygun şekilde yapılmamıştır. Mahkemece, TMK’nun 228/2. maddesinde gösterilen usulde hesaplama yapılması için önceki bilirkişiden ek rapor alınması, bu şekilde sonuca gidilemediği takdirde yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılarak, gerçekleşecek sonuca göre, OYAK emekli maaş sistemindeki alacak hakkında bir karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.11.2015 tarihli 2015/15035 Esas ve 2015/22655 Karar sayılı ilamında özetle; eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebep olmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hakimin müdahalesini isteyebilir. Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini isteyebilir (TMK. m. 194). Kanundan da anlaşıldığı üzere, aile konutunun üzerindeki hakkın sınırlandırılması sonucunu doğuran ipotek işlemine karşı malik olmayan eş dava açabilir. Malik olan eşin kendisinin yaptığı işlem ile ilgili olarak bu davayı açması dürüstlük kuralına uygun düşmez. (TMK. md. 2). O halde, mahkemece davacının ipoteğin kaldırılması davasının reddine karar verilmesi doğru olmakla birlikte, davacının dava açma hakkı bulunmadığı gözetilmeden işin esasının incelenmesi doğru olmamıştır.
Devamını Oku..
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 11.11.2015 tarihli 2015/6730 Esas ve 2015/9759 Karar sayılı ilamı özetle; dava, kesinleşen icra takibi nedeniyle kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. İİK.nun 269/b-4 maddesi hükmü gereğince borçluya gönderilen ihtarlı ödeme emri TBK.nun 315. maddesinde yazılı ihtar yerine geçer. Türk Borçlar Kanunun 315. maddesinde konut ve çatılı işyeri kiralarında temerrüt ihtarında verilecek süre 30 gün olarak öngörülmüştür. Davaya dayanak takip dosyasında, davalı borçluya gönderilen örnek 13 ödeme emrinde 30/7 günlük ödeme ve itiraz sürelerinin metin kısmında yazılmadığı, matbu olarak düzenlenen ödeme emrinde A ve B harfli dipnotta yazılı olduğu görülmüştür. İİK nun 269/1. maddesi yollaması ile uygulanması gereken Türk Borçlar Kanununun 315. maddesinde yer alan yasal otuz günlük ödeme süresinin ödeme emrinde açıkça yazılması zorunlu olup, dipnotta yazılı olması ödeme emrinin yasaya uygun şekilde düzenlendiği anlamına gelmez. Yasal koşulları içermeyen ödeme emri hukuki sonuç doğurmayacağından bu ödeme emrine bağlı olarak tahliye kararı verilemez.
Devamını Oku..
Yargıtay 22. Hukuk Daires’nin 24.12.2015 tarihli 2014/24931 Esas ve 2015/35591 Karar sayılı ilamında özetle; fazla mesai ücreti alacağından yapılan takdiri indirimin oranı konusunda da taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Fazla mesai ücretinin tanık ifadelerine göre belirlenmesi ve miktarın yüksek çıkması halinde işçinin çalışma süresi içerisinde hastalık izin mazeret gibi nedenlerle fazla çalışma yapmadığı günler bulunduğu kabul edilerek Dairemizce takdiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Yapılacak indirim, işçinin çalışma şekline ve işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre takdir edilmelidir. Somut olayda, davalı işyerinde çalışan davacının,hükme esas teşkil eden bilirkişi raporunda fazla mesai ücretinin tanık beyanları değerlendirilerek hesaplandığı halde mahkemece takdiri indirim yapılmaması isabetli olmamıştır. Davacının yaptığı işin niteliği dikkate alınarak, işçinin hasta ve mazeretli olabileceği günler için mahkemece %30 dan az olmamak şartıyla takdiri indirime gidilmesi uygun olacağından, hükmün bozulması gerekmiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 tarihli 2015/10121 Esas ve 2015/34006 Karar sayılı ilamında özetle; taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının hizmet süresinin başlangıcı ve dolayısı ile tazminat ve alacaklara esas sürenin hesabı noktasında toplanmaktadır. Davacı, işyerinde işe başladığı tarihin Sosyal Güvenlik Kurumu’na işe girişinin geç bildirildiğini ve iş sözleşmesinin işverence feshedildiğini iddia etmiştir. Davacı tanıklarının beyanı davacının çalışma süresine yönelik beyanları tanıklığa güveni etkileyecek şekilde olduğundan ve tam bir kanaat oluşturmadığından, bu tanıkların beyanlarına itibar edilmemesi gerekir. Mahkemece çalışma süresi davacı tarafından şüpheden uzak ve somut olarak ispat edilemediğinden Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına itibar edilerek davacının diğer istemlerinin bu çalışma süresi esas alınarak değerlendirilmesi gerekir. Çelişkili tanık beyanlarına itibar edilerek hizmet süresinin belirlenmesi hatalıdır.
Devamını Oku..