Author Archives: admin

devremülkYargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 07.10.2015 tarihli 2015/12122 Esas ve 2015/11432 Karar sayılı ilamında özetle; vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olduğu, öte yandan üçüncü kişi, vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise ya da kötü niyeli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin vekil ile üçüncü kişi arasında düzenlenen sözleşme ile bağlı sayılmamasının TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının tabii bir sonucu olarak kabul edilmesi gerektiği, bahse konu kanun hükmünün emredici mahiyet taşıması nedeniyle de hakim tarafından re ‘sen nazara alınmasının zorunlu olduğu gözetilmelidir.

Devamını Oku..

resmibelgeYargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 24.03.2015 tarihli 2015/665 Esas ve 2015/5362 Karar sayılı kararında özetle; Yasada, işçinin fazla çalışmaya onayı yılda 270 saatlik sınıra kadar verilmiş kabul edildiğinden, aylık ücrete fazla çalışma ücretlerinin dahil olduğuna dair kararlaştırmaları yılda 270 saatlik fazla mesai sınırına kadar geçerli kabul eden yerleşik içtihadın anlamı, bu süredeki fazla çalışma karşılıklarının işçiye, fiilen fazla çalışma yapsın/ yapmasın, ödendiği olup, davacı işçinin fazla çalışma alacağı bulunup bulunmadığının tespiti için, yılda 270 saat sınırlaması nedeniyle, tespit edilen haftalık fazla çalışma süresinin 270 saatlik zaman dilimi belirlenmeli ve bu zaman dilimi yönünden hesaplama yapılmayıp kalan dönemler bakımından belirlenen haftalık fazla çalışma süresi ne ise o süre üzerinden hesaplama yapılmalıdır.

Devamını Oku..

 isten_cikarilan_hemsirenin_aym_zaferi_h58841_d9154  Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 07.03.2016 tarihli 2015/10740 Esas ve 201673651 Karar sayılı ilamında özetle; davaya konu tıbbi cihazların bedeli olarak ödenen miktarın Kurum’dan sorulması, cihazların bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yukarıda sıralanan düzenlemeler çerçevesinde belirlenmesinin sağlanması, fiyat tespitinin makul süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gerçekleştirilmemesi halinde ise; cihazın temin edildiği yıl belirtilmek suretiyle, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu vb. kuruluşlardan sorulup, davaya konu sağlık malzemesine ilişkin ihalelerde teklif edilen fiyat ortalaması dikkate alınarak rayiç fiyat belirlenmeli, ödemeye esas fiyatı bu şekilde belirlemenin mümkün olmaması durumunda, konu hakkında teknik ve mali bilgiye sahip bilirkişiden, piyasa değerleri ve ilgili kuruluşların görüşü ışığında fiyat tespitine ilişkin rapor alınarak vb. tüm araştırmalar yapılmak suretiyle belirlenip; fatura miktarını aşmayacak şekilde belirlenen makul, ortalama bir cihazın rayiç bedelinden, sigortalıdan alınacak katılım payı düşüldükten sonra, kalan kısmının tahsiline karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

222A0518Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 01.03.2016 tarihli 2014/34289 Esas sayılı kararında özetle; fazla çalışma, hafta tatili  ve genel tatil alacakları  yönünden, davacı haftada kaç saat fazla çalışma yaptığını, hangi hafta tatillerinde ve genel tatillerde çalıştığını belirleyebilmekte ise de hakimin hesaplanan miktardan hangi oranda takdiri indirim yapacağını bilebilecek durumda değildir. Bu nedenle fazla çalışma, hafta tatili  ve genel tatil alacakları  belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Uyuşmazlık konusu kıdem tazminatın ile yıllık izin alacağı bakımından, talep içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, en son ödenen ücreti, alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını,  hak kazandığı yıllık izin süresini ve kaç gün ücretli izin kullandığını  belirleyebilmektedir. Tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri de belirleyebilecek durumdadır. Bu halde kıdem tazminatı ile yıllık izin alacağı, belirsiz alacak değildir. Dava konusu edilen alacakların gerçekte  belirlenebilir  olmaları ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, kıdem  tazminatı ile yıllık izin alacağı yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekir.

Devamını Oku..

NDIxNTAzNj-kamulastirmasiz-el-atma-davasiYargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 02.02.2016 tarihli 2014/13867 Esas ve 2016/601 Karar sayılı kararında özetle; dava kira ve  aidat bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. Taraflarca belirlenen 3 aylık makul sürenin olayda uygulanması mümkün değildir. Davalı kiracı henüz iki yıllık  süre dolmadan sözleşmeyi feshettiğine göre davalının kiralananı erken tahliye ettiğinin kabulü gerekir. Erken tahliye halinde ise kiracı kiralananın benzer koşullarda yeniden kiraya verilebilecek süre kira bedeli ile sorumludur. O nedenle mahkemece yapılacak iş tarafların tahliye tarihi olarak kabul ettiği 30.9.2011 tarihinden itibaren kiralananın benzer koşullarla yeniden kiraya verilebileceği makul sürenin belirlenmesi ve davacının kazanılmış hakkı da gözetilerek  belirlenen süre miktarı kadar kira bedeline ve aidat bedeline hükmedilmesi gerekirken iki yıllık süre dolduktan sonra uygulanması gereken ihbar koşulu esas alınarak karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davacı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli davacı vekili Av. geldiler. Davalı taraftan gelen olmadı. Hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra, dosyadaki bütün kağıtlar okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ.

Dava kira ve  aidat bedellerinin tahsili İSTEMİNE İLİŞKİNDİR. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

222A0518Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 17.11.2015 tarihli 2015/3494 Esas ve 2015/6720 Karar sayılı ilamında; sanığa ait işyerinin idare ve vergi mevzuatına uygun olarak kurulmuş bulunan gerçek bir işyeri olması, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’na verilmiş bulunan ek aylık prim hizmet belgesinin sahte olmaması, sigorta primleri ödenmese bile ilgili kurumun alacaklarını her zaman tahsil etme imkanının bulunması nedenleriyle katılan kurumun zararından da bahsedilemeyeceği hususları nazara alındığında, sanığa yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.

 

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Gerekçeli karar başlığında 01.02.2008 olan suç tarihinin 18.04.2011 olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir haddi hata OLARAK DEĞERLENDİRİLMİŞTİR.

Sanık Ahmet S.’nın, tanık Nejdet Ö.’nu kendi işyerinde çalışmadığı halde 2007 yılı içerisinde sigortalı olarak gösterip gerçeğe aykırı olarak “ek aylık prim hizmet belgesi” tanzim edip katılan kuruma vermek suretiyle kurumu zarara uğrattığı iddia edilen olayda;

Devamını Oku..

resmibelgeYargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 22.09.2014 tarihli 2014/7695 Esas ve 2014/14184 Karar sayılı ilamında özetle; Limited şirketlerde ortaklar açısından sınırlı sorumluluk ilkesinin geçerli olduğu, ortakların limited şirketin borçlarından şahsen sorumlu olmadıkları, dava dışı çalışan M. E.’e  ödenmesi gereken tazminattan şirket sorumlu olup, şirketin eski ortağı olan davalının şahsi sorumluluğu bulunmamaktadır.

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 12.12.2013 tarih ve 2013/487-2013/491 sayılı kararın YARGITAYca incelenmesi davacı temsilcisi tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ düşünüldü:

Davacı temsilcisi, şirket çalışanı M.E.’in kıdem ve ihbar tazminatları için açtığı dava sonucunda 12.000,00 TL ödeme yapıldığını, M. E.’e yapılan ödemenin şirketin davalıyla birlikte yönetildiği döneme ait olduğunu, bu nedenle davalının işçiye ödenen kıdem tazminatının yarısından sorumlu olduğunu ileri sürerek, şimdilik 5.000,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep ve DAVA ETMİŞTİR.

Devamını Oku..

cerkezkoyavukat-makale-0023 Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15.02.2016 tarihli 2015/4199 Esas ve 2016/1793 Karar sayılı kararında özetle; kural olarak düğün sırasında takılan ziynet eşyaları kim tarafından takılırsa takılsın, aksine bir anlaşma bulunmadıkça kadına bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. Bu eşyaların iade edilmemek üzere kocaya verildiği, kadının isteği ve onayı ile bozdurulup müşterek ihtiyaçlar için harcandığı hususu davalı tarafça kanıtlandığı takdirde, koca bu eşyaları iadeden kurtulur. Somut olayda, davalı koca duruşmada alınan beyanında bir bileziğin bozdurulduğunu beyan etmiş,ancak davacı kadının bileziği iade edilmemek üzere rıza ile verdiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyle olunca, davalı kocanın ikrar ettiği ziynet  eşyası yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekir.

Taraflar arasındaki ziynet ve çeyiz eşyasının aynen, olmadığı takdirde bedelinin iadesi davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

 devremülkYargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 24.02.2016 tarihli 2015/2966 Esas ve 2016/2163 Karar sayılı ilamında özetle; dava, elatmanın önlenmesi ve tazminat isteklerine ilişkin olup hükmedilmesi istenen tazminat miktarı üzerinden harç ödenmek suretiyle açıldığı, el atmanın önlenmesi yönünden harç yatırılmadığı gibi yargılama sırasında da bu yönden harç ikmali yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu açıktır. Bu tür bir davada, 492 sayılı Harçlar Kanununun 16. maddesi uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın elatılan yerin değeri ile talep edilen tazminat toplamından ibaret olacağı kuşkusuzdur. Öncelikle davada ileri sürülen isteklerden el atmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak keşfen saptanan ya da saptanacak dava değeri üzerinden peşin harcın alınması, bu zorunluluk yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi gerekir.

Devamını Oku..

eve_erkek_aliyor_mu_denetimi_yapan_sgk_tazminat_odeyecek_h60593_74676Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 16.02.2016 tarihli 2015/12461 Esas ve 2016/2557 Karar sayılı ilamında özetle; aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Dosyada tanıkların olmamışı olmuş gibi ifade ettiklerini kabule yeterli delil ve olgu da yoktur. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı erkeğin, eşine fiziksel şiddet uyguladığı ve eşinin annesini tehdit ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır.

Devamını Oku..

  para Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2016 tarihli 2015/2277 Esas ve 2016/375 Karar sayılı ilamı özetle; kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi (818 sayılı BK 49. maddesi) hükmüne göre kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.

Devamını Oku..

  zamanasimi Danıştay  4. Dairesi’nin 14.10.2014 tarihli 2013/3222 Esas ve 2014/5621 Karar sayılı ilamında özetle; zamanaşımını durdurmak amacıyla mükelleflerin takdir komisyonuna şevki, matrah takdiri için takdir komisyonuna sevkin zamanaşımını durduracağına ilişkin Kanun hükmünün amacıyla bağdaşmayacağından zamanaşımının durmasından söz edilemeyeceği hakkında.

İstemin Özeti: Defter ve belgelerini ibraz etmediği ileri sürülerek katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle 2005/1’nci dönemi için davacı adına salınan katma değer vergisi ve kesilen vergi ziyaı cezasının kaldırılması istemiyle DAVA AÇILMIŞTIR. Ankara 4. Vergi Mahkemesinin 20.12.2012 günlü ve E:2011/1884, K:2012/2041 sayılı kararıyla; gider belgelerini mücbir sebep bulunmaksızın incelemeye ibraz etmeyen davacı adına, katma değer vergisi indirimlerinin reddi suretiyle yapılan cezalı tarhiyatta hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine KARAR VERİLMİŞTİR. Hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın BOZULMASI İSTENİLMEKTEDİR.

Devamını Oku..

222A0518Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 18.01.2016 tarihli 2015/2302 Esas ve 2016/509 Karar saılı ilamında özetle; haksız eylem nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, alınan farklı bilirkişi raporları bulunduğu, ancak mahkemece alınan hiçbir bilirkişi raporuna itibar edilmeyerek, denetime elverişli olmayan şekilde hüküm kısmında maddi tazminat miktarı belirlendiği, belirlenen bu miktara nasıl ulaşıldığının açıklanmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda uzman bilirkişiden hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olacak şekilde rapor alınarak sonucuna göre karar vermek gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Devamını Oku..

indirYargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 01.12.2015 tarihli 2014/27313 Esas ve 2015/21519 Karar sayılı ilamı özetle;  İİK.nun 364/3. maddesi uyarınca icra mahkemesi kararlarının temyizi satış dışında icra takip işlemlerini durdurmayacağı yönündedir. Bu nedenle icra mahkemesi kararlarının uygulanması için kesinleşmesi gerekmez. 2014/683 Esas sayılı takibin 29.01.2014 tarihinde iptal edilmesi nedeniyle bu tarihten sonra açılan takibin mükerrer olduğu kabul edilemez. Bu nedenle şikayetin esastan reddi gerekir.

Devamını Oku..

paraYargıtay  8. Hukuk Dairesi’nin 19.11.2015 tarihli 2015/18964 Esas ve 2015/20712 Karar sayılı ilamı özetle; artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Dava konusu 463 parsel sayılı taşınmaz yönünden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de; varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Davalı eş dava konusu 463 parsel sayılı taşınmazın adına kayıtlı paylarını, miras bırakanlarından kalan malların satılması sonucu gelen parayı kullanarak iktisap ettiğini, diğer deyişle kişisel malı ile satın aldığını, bu nedenle tasfiyeye tabi tutulamayacağını ileri sürmüştür. Ne var ki, toplanan tüm delillerin içeriğine, özellikle davalının 18.06.2012 tarihli dilekçesindeki 463 parseli kendi birikimi ile edindiği yönündeki açık beyanı karşısında; taşınmazın kişisel malı ile edindiği yönündeki davalı savunması kanıtlanamamıştır. O halde, dava konusu 463 parseldeki davalı eş adına kayıtlı toplam 174/1177 oranındaki payın “edinilmiş mal” niteliğinde olduğu kabul edilerek; davacı eşin artık değere katılma alacağının esaslar çerçevesinde usulüne uygun bir biçimde hesaplanması için gerekli işlemlerin yürütülmesi ve gerçekleşecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..