Author Archives: admin

kamulaştırmaYargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 15.02.2016 tarihli 2015/20304 Esas ve 2016/2264 Karar sayılı ilamında özetle; dava, kamulaştırmasız el atılarak üzerine pilon dikilip enerji nakil hattı geçirilen taşınmazların, pilon yeri bedeli ile irtifak hakkı karşılığının tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu parsellerin geometrik durumu, yüzölçümü ve enerji nakil hattının güzergahı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğünün taşınmazın tüm değerinin 118 ada 11 parsel sayılı taşınmazda %5, 118 ada 13 parsel sayılı taşınmazda %1,5 oranında olacağı gözetilmeden, daha yüksek oranda değer düşüklüğü tespit eden rapora göre fazlaya hükmedilmesi, dava konusu taşınmazlardan 118 ada 11 ve 13 parsel sayılı taşınmazlardan geçen ve tapu kaydında da yer alan eski irtifaklar nedeniyle meydana gelecek olan değer düşüklüğü oranı belirlenip, taşınmazın kamulaştırılan kısmı için belirlenen bedelden bu oranda indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi doğru değildir.

Devamını Oku..

handcuff.jpgYargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 12.02.2016 tarihli 2015/22822 Esas ve 2016/3107 Karar sayılı ilamında özetle; sanık savunması ve müşteki beyanına göre, olay günü tartışma sırasında önce müştekinin tekme atmak suretiyle sanığın ameliyatlı bölgesine vurduğunun belirtilmesi karşısında, savunmada ve kabulde belirtilen hususların doğruluğu araştırılarak sonucuna göre, sanık hakkında haksız tahriğe ilişkin TCK’nin 29. maddesinin uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığının karar yerinde tartışılmaması, mükerrirliğine karar verilen sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nin 58/6-7. maddeleri gereğince mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, yerel mahkemece infaz aşamasında belirlenecek bir konuda infazı sınırlayacak şekilde 1 yıl olarak denetim süresi belirlenmesi bozmayı gerektirmiştir.

Devamını Oku..

ipotekYargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 02.03.2015 tarihli 2015/1441 Esas ve 2015/2014 Karar sayılı ilamında özetle; dava, iki haklı ihtar sebebiyle kiralananın tahliyesi ve 2012 Kasım, Aralık, 2013 Ocak ve Şubat aylarına ilişkin kira bedellerinin tahsili istemlerine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 352/2. maddesi uyarınca iki haklı ihtar nedeniyle açılacak tahliye davasının, bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde açılması zorunludur. İki haklı ihtar nedeniyle açılan davada tahliyeye karar verilebilmesi için kiracıya bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde, bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira bedelini ödemediği için yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulması gerekir. İhtar tebliğinden sonra yapılan ödemeler iki haklı ihtarın oluşmasına engel teşkil etmez. Süresiz sözleşmelerde ve kira parasının yıllık ödenmesi gereken hallerde iki haklı ihtar oluşmaz. Başlangıç tarihini ispat yükü davacıya aittir.

Devamını Oku..

resmibelgeDanıştay 7. Daire’nin 06.05.2014 tarihli 2011/753 Esas ve 2014/2426 Karar sayılı ilamında özetle; Limited şirket ortağının, Şirketten tahsil imkanı kalmayan ve kesinleşmiş amme alacağından dolayı sorumlu tutulabileceği; şirket adına tahakkuk ettirilmesi gereken verginin, ortak adına tahakkuk ettirilmesine olanak bulunmadığı gözetilmelidir.

İstemin Özeti: M… Ö… Ö… Elektronik İnşaat ve Pazarlama Ticaret Limited Şirketi adına tescilli 9.11.2005 gün ve 89005 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşyaya ilişkin olarak, söz konusu şirketten tahsil edilemeyen gümrük ve katma değer vergilerinin, bahsi geçen şirketin ortağı sıfatıyla, davacı adına ek olarak tahakkuk ettirilmesi yolunda tesis edilen işleme vaki itirazın reddine dair işlemi; olayda, davaya konu vergilerin, gümrük yükümlülüğünün doğduğu tarihten itibaren üç yıllık sürenin sonu olan 9.11.2008 tarihine kadar tebliğ edilmesi gerekirken, bu sürenin geçirilmesinden sonra, tebliğ edilmesi nedeniyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle iptal eden İstanbul Onbirinci Vergi Mahkemesinin 30.11.2010 gün ve E:2010/1598; K:2010/3498 sayılı kararının; ithale konu eşya nedeniyle münfesih ithalatçı şirketten tahsil edilemeyen vergilerin, söz konusu şirketin ortağı sıfatıyla davacıdan istenilmesi yolunda tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülerek BOZULMASI İSTENİLMEKTEDİR.

Devamını Oku..

AnaSayfaSlide-1Danıştay 9. Daire’nin 19.11.2013 tarihli 2013/6870 Esas ve 2013/10358 Karar sayılı kararında özetle; takdir Komisyonlarının görevinin, matrah ve servet takdiri yapmak olduğu, mükelleflerin sahte fatura kullandığı gerekçesiyle indirimlerin reddine ilişkin takdir yetkisinin bulunmadığı, bu nedenle sahte fatura kullanım nedeniyle takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden tarhiyat yapılamayacağı gözetlmelidir.

Devamını Oku..

madenDanıştay 8. Daire 18.02.2014 tarihli,  2010/4154 esaslı ve  2014/1039 numaralı kararı özetle; İktisadi Devlet Teşekkülünün mülkiyetindeki taşınmazlarda 3215 sayılı Maden Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca irtifak hakkı tesis edilemeyeceği; iktisadi devlet teşekkülünü irtifak hakkı tesisi için muvafakat vermeye zorlayacak nitelikte yargı kararı verilemeyeceği gözetilmelidir.

İstemin Özeti: Ankara 1. İdare Mahkemesinin 25.11.2009 gün ve E:2008/1733, K:2009/1737 sayılı kararının; hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Yasanın 49 uncu maddesi uyarınca temyizen incelenerek BOZULMASI İSTEMİDİR.

Devamını Oku..

222A0509Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2016 tarihli, 2015/802 esas ve 2016/412 numaralı kararı ile kasten yaralama nedeni ile uğranılan zararın manevi tazminat sınırının ne olacağına ilişkin kararı ve özeti aşağıda paylaşılmıştır.

Dava, kasten yaralama nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Somut olaya gelince; davacı ile davalının otobüs işletmesinde çalıştıkları, davalının davacının amiri konumunda olduğu, olay günü bir kaç müşterinin rakip firmayı tercih etmesi dolayısıyla taraflar arasında tartışma yaşandığı ve davalının davacıyı kasten yaraladığı ceza dosyası ile sabittir. Olayın gelişim biçimi, olay tarihi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile yukarıda anılan ilkeler uyarınca davacı yararına takdir olunan manevi tazminat tutarı azdır.

Devamını Oku..

cA4aKEIPQrerBnp1yGHv_IMG_9534-3-2Bedelsiz senedi kullanma suçunun oluşabilmesi için; sanığın elinde borçlusunca bedelinin tamamı yada kısmen ödenmiş bir senet olmalı ve bunu kısmen veya tamamen ödenmemiş gibi tahsile sokması veya bir başkasına devretmesi gerekmektedir. Borcun bir bölümü ödenmiş ve geri kalan miktar için elinde tuttuğu senedi, tümü veya kalandan fazla miktarı için kullanan sanığın fiili de bedelsiz senedi kullanma suçunu oluşturacaktır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 24.12.2014 tarihli 2013/5955 esas numaralı ve 2014/22094 sayılı karar metni yazının devamında paylaşılmıştır.

Devamını Oku..

ofis işyeriBir gün göreve gelmeme eyleminin sendikal faaliyet kapsamında gerçekleşmesi nedeniyle, davacının disiplin suçu teşkil etmeyen eylemi nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (125/C-b) maddesi uyarınca aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde, hukuka uyarlık bulunmamıştır. Danıştay 12. Dairesinin  04.12.2013 tarihli 2013/5972 esaslı ve 2013/9647 sayılı karar metni ve karşı oy yazısı aşağıda paylaşılmıştır;

Devamını Oku..

NDIxNTAzNj-kamulastirmasiz-el-atma-davasiYargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 13.10.2015 tarihli 2014/10880 Esas ve 2015/8392 Karar sayılı kararında özetle; dava, kiralayan tarafından kiracı aleyhine kira parasının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Davacı, davalı ile aralarında düzenlenen yazılı bir kira sözleşmesi ibraz edememiş, aylık kiranın 120 TL olduğunu belirterek ödenmeyen 2010 yılı Haziran ayı ila 2013 yılı Haziran ayı arasındaki 3 yıllık kira parası toplamı 4.440 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davalının bu yerde kiracı olduğunu kabul etmiş, aylık kiranın 120 TL olduğuna karşı çıkmamış, kiralanana tadilat yapılması karşılığı 2 yıl boyunca kira ödenmeyeceğine dair 2011 yılında davacı ile davalı arasında anlaşmaya varıldığını savunmuştur. Davalı, kiracılığa ve aylık kira parasına karşı çıkmadığına göre davalının bu yerde aylık 120 TL kira karşılığı davacının kiracısı olduğunun kabulü gerekir. Davalı, yapacağı tadilat karşılığı 2 yıl kira ödemeyeceğine dair davacı ile aralarında anlaşma yapıldığını savunduğuna ve davacı tarafça böyle bir anlaşma olmadığı iddiası ile bu savunmaya karşı konulduğuna göre bu iddiasını kanıtlamalıdır. 1086 sayılı H.U.M.K’nun 288.’nci maddesi (6100 sayılı HMK’nun 200.maddesi) gereğince davacı tarafından iddia edilen yıllık kira miktarına göre sözlü kira anlaşması tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir.

Devamını Oku..

2604e9daabc604b5f8ed03065883ec54Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 01.02.2016 tarihli 2015/2378 Esas ve 2016/1059 Karar tarihli kararında özetle;4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4. maddesiyle Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak enerji satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verildiği, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payını belirleyebileceği ancak sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi bulunmadığı, kayıp kaçak trafo kaybı ve sistem kullanım bedeli tahakkuku uygulamasının yerinde olmadığı, elektrik enerjisinin nakli sırasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsilinin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmayacağı, tüketicinin kendisinden tahsil edilen kayıp kaçak bedelini talep edebileceği belirlenmiş; (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26.05.2014 tarih, 2014/11195 Esas-2014/10390 K, 2014/611 Esas, 2014/8171 Karar) Tüketici Hakem Heyeti Kararının aboneden alınan kayıp/kaçak bedellerinin iadesine yönelik bölümünün yerinde olduğu anlaşılmıştır. Abonelerden, kayıp/kaçak bedellerinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 11/08/2002 tarih 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmeti Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkındaki Tebliği ile alınmaya başladığı, davalı kurumun İzmir İl Müdürlüğünün Urla Tüketici Sorunları Hakem Heyetine gönderdiği yazıda daha önce “aktif enerji birim bedeli” içinde yer alan kayıp/kaçak birim bedelinin ayrıştırılarak fatura bildirimlerinde ayrı kalem olarak gösterildiğinin bildirildiği ayrıca kayıp/kaçak bedelleri için yapılan kesintinin belli olduğu dikkate alınarak dava değeri ve usul ekonomisi açısından bilirkişi raporu alınmasına gerek görülmemiştir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/13067 Esas 2014/1180 Karar)

Devamını Oku..

devremülkYargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 26.01.2016 tarihli 2015/1465 Esas ve 2016/363 Karar sayılı ilamında özetle; davacı vekili, dava dilekçesinde, taraflar arasında sözleşme konusu inşaatın 01.12.2009 tarihinde teslim edilmesinin kararlaştırıldığını bildirerek, bu tarihten itibaren sözleşmedeki gecikme tazminatının ödenmesini istemiştir. Yine, dava dilekçesine eklediği, 19.04.2011 günlü davalıya gönderdiği ihtarnamesinde de açıkça inşaatın teslimi gereken tarihin 01.12.2009 olarak kararlaştırıldığını belirtmiştir. Bu durumda, inşaatın teslimi gereken tarihin taraflar arasındaki sözlü anlaşma gereğince 01.12.2009 olarak kabulü zorunludur. Bununla birlikte, her ne kadar dava dilekçesinde, taraflar arasında imzalandığı iddia edilen protokol gereğince aylık 20.000,00 TL gecikme tazminatı istenmiş ise de, böyle bir protokol dosyaya sunulmadığından, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, gecikme tazminatının rayiç kira bedeli üzerinden tespit edilmesi gereklidir. Bu itibarla, mahkemece, bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle, açıklanan şekilde hesaplama yapılarak,sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde teslimi gereken tarihin 19.09.2002 olarak kabulü ile hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması hatalı olmuştur.

Devamını Oku..

hasar arabaYargıtay 6. Hukuk Dairesi 27.01.2016 tarihli 2015/8322 esas sayılı 2016/496 sayılı kararına göre;
Dava, araç kiralama sözleşmesine konu araçta meydana gelen zararın tazmini istemine ilişkidir. Somut olayda, davacı kira sözleşmesine konu araçta meydana gelen zararın tazmini isteminde bulunmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kira ilişkisinden kaynaklandığına göre, görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ.

Dava, araç kiralama sözleşmesine konu araçta meydana gelen zararın tazmini İSTEMİNE İLİŞKİDİR. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

çocuk hakları2Velayeti dava konusu olan müşterek çocuk 1999 doğumlu olup dava tarihi itibariyle idrak çağındadır. Kendisini yakından ilgilendiren velayet konusunda mahkemece dinlenilmemiş, görüşüne başvurulmamıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından çocuğun idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda, çocuğa adli merci önündeki kendilerini ilgilendiren davalarda kendi görüşünü ifade etmesine müsaade edilmesini ve yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade ettiği görüşe gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Mahkemece çocuğun usulünce dinlenilerek, velayet konusundaki görüşünün alınmasından sonra velayetinin düzenlenmesine karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

cA4aKEIPQrerBnp1yGHv_IMG_9534-3-2 Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 18.01.2016 tarihli 2015/8845 esas ve 2016/60 sayılı kararına göre;
Türk Borçlar Kanununun 315. maddesi hükmü uyarınca temerrüt nedeniyle açılacak tahliye davasının kural olarak kiralayan tarafından açılması gerekir. Kiralayanlar birden fazla ise aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ihtarnameyi birlikte göndermeleri ve yine davayı da birlikte açmaları zorunludur. Kiralayan durumunda olmayan malik veya kiralananı sonradan iktisap eden yeni malikin önceden kiracıya ihbar göndererek kira paralarının kendisine ödenmesini istemesi bu ihbarın sonuçsuz kalması halinde yasal içerikli ihtarname tebliğ ettirmek suretiyle dava açması gerekir. Dava hakkına ilişkin bu husus mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır.

Devamını Oku..