Archives: 2016

222A0509Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 14.01.2016 tarihli, 2015/802 esas ve 2016/412 numaralı kararı ile kasten yaralama nedeni ile uğranılan zararın manevi tazminat sınırının ne olacağına ilişkin kararı ve özeti aşağıda paylaşılmıştır.

Dava, kasten yaralama nedeni ile uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Somut olaya gelince; davacı ile davalının otobüs işletmesinde çalıştıkları, davalının davacının amiri konumunda olduğu, olay günü bir kaç müşterinin rakip firmayı tercih etmesi dolayısıyla taraflar arasında tartışma yaşandığı ve davalının davacıyı kasten yaraladığı ceza dosyası ile sabittir. Olayın gelişim biçimi, olay tarihi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile yukarıda anılan ilkeler uyarınca davacı yararına takdir olunan manevi tazminat tutarı azdır.

Devamını Oku..

cA4aKEIPQrerBnp1yGHv_IMG_9534-3-2Bedelsiz senedi kullanma suçunun oluşabilmesi için; sanığın elinde borçlusunca bedelinin tamamı yada kısmen ödenmiş bir senet olmalı ve bunu kısmen veya tamamen ödenmemiş gibi tahsile sokması veya bir başkasına devretmesi gerekmektedir. Borcun bir bölümü ödenmiş ve geri kalan miktar için elinde tuttuğu senedi, tümü veya kalandan fazla miktarı için kullanan sanığın fiili de bedelsiz senedi kullanma suçunu oluşturacaktır.

Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 24.12.2014 tarihli 2013/5955 esas numaralı ve 2014/22094 sayılı karar metni yazının devamında paylaşılmıştır.

Devamını Oku..

ofis işyeriBir gün göreve gelmeme eyleminin sendikal faaliyet kapsamında gerçekleşmesi nedeniyle, davacının disiplin suçu teşkil etmeyen eylemi nedeniyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun (125/C-b) maddesi uyarınca aylıktan kesme cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde, hukuka uyarlık bulunmamıştır. Danıştay 12. Dairesinin  04.12.2013 tarihli 2013/5972 esaslı ve 2013/9647 sayılı karar metni ve karşı oy yazısı aşağıda paylaşılmıştır;

Devamını Oku..

NDIxNTAzNj-kamulastirmasiz-el-atma-davasiYargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 13.10.2015 tarihli 2014/10880 Esas ve 2015/8392 Karar sayılı kararında özetle; dava, kiralayan tarafından kiracı aleyhine kira parasının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Davacı, davalı ile aralarında düzenlenen yazılı bir kira sözleşmesi ibraz edememiş, aylık kiranın 120 TL olduğunu belirterek ödenmeyen 2010 yılı Haziran ayı ila 2013 yılı Haziran ayı arasındaki 3 yıllık kira parası toplamı 4.440 TL’nin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davalının bu yerde kiracı olduğunu kabul etmiş, aylık kiranın 120 TL olduğuna karşı çıkmamış, kiralanana tadilat yapılması karşılığı 2 yıl boyunca kira ödenmeyeceğine dair 2011 yılında davacı ile davalı arasında anlaşmaya varıldığını savunmuştur. Davalı, kiracılığa ve aylık kira parasına karşı çıkmadığına göre davalının bu yerde aylık 120 TL kira karşılığı davacının kiracısı olduğunun kabulü gerekir. Davalı, yapacağı tadilat karşılığı 2 yıl kira ödemeyeceğine dair davacı ile aralarında anlaşma yapıldığını savunduğuna ve davacı tarafça böyle bir anlaşma olmadığı iddiası ile bu savunmaya karşı konulduğuna göre bu iddiasını kanıtlamalıdır. 1086 sayılı H.U.M.K’nun 288.’nci maddesi (6100 sayılı HMK’nun 200.maddesi) gereğince davacı tarafından iddia edilen yıllık kira miktarına göre sözlü kira anlaşması tanık dahil her türlü delille kanıtlanabilir.

Devamını Oku..

2604e9daabc604b5f8ed03065883ec54Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 01.02.2016 tarihli 2015/2378 Esas ve 2016/1059 Karar tarihli kararında özetle;4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 4. maddesiyle Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’na tüketicilere yapılacak enerji satışlarında uygulanacak fiyatlandırmaya esas unsurları tespit etme görevi verildiği, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun elektrik enerjisinin tüketicilere ulaşıncaya kadarki maliyet ve kar payını belirleyebileceği ancak sınırsız bir fiyatlandırma unsuru belirleme yetkisi bulunmadığı, kayıp kaçak trafo kaybı ve sistem kullanım bedeli tahakkuku uygulamasının yerinde olmadığı, elektrik enerjisinin nakli sırasında meydana gelen kayıp ile başka kişiler tarafından hırsızlanmak suretiyle kullanılan elektrik bedellerinin kurallara uyan abonelerden tahsilinin hukuk devleti ve adalet düşünceleri ile bağdaşmayacağı, tüketicinin kendisinden tahsil edilen kayıp kaçak bedelini talep edebileceği belirlenmiş; (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 26.05.2014 tarih, 2014/11195 Esas-2014/10390 K, 2014/611 Esas, 2014/8171 Karar) Tüketici Hakem Heyeti Kararının aboneden alınan kayıp/kaçak bedellerinin iadesine yönelik bölümünün yerinde olduğu anlaşılmıştır. Abonelerden, kayıp/kaçak bedellerinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun 11/08/2002 tarih 24843 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Perakende Satış Hizmeti Geliri ile Perakende Enerji Satış Fiyatlarının Düzenlenmesi Hakkındaki Tebliği ile alınmaya başladığı, davalı kurumun İzmir İl Müdürlüğünün Urla Tüketici Sorunları Hakem Heyetine gönderdiği yazıda daha önce “aktif enerji birim bedeli” içinde yer alan kayıp/kaçak birim bedelinin ayrıştırılarak fatura bildirimlerinde ayrı kalem olarak gösterildiğinin bildirildiği ayrıca kayıp/kaçak bedelleri için yapılan kesintinin belli olduğu dikkate alınarak dava değeri ve usul ekonomisi açısından bilirkişi raporu alınmasına gerek görülmemiştir. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2014/13067 Esas 2014/1180 Karar)

Devamını Oku..

devremülkYargıtay 23. Hukuk Dairesi’nin 26.01.2016 tarihli 2015/1465 Esas ve 2016/363 Karar sayılı ilamında özetle; davacı vekili, dava dilekçesinde, taraflar arasında sözleşme konusu inşaatın 01.12.2009 tarihinde teslim edilmesinin kararlaştırıldığını bildirerek, bu tarihten itibaren sözleşmedeki gecikme tazminatının ödenmesini istemiştir. Yine, dava dilekçesine eklediği, 19.04.2011 günlü davalıya gönderdiği ihtarnamesinde de açıkça inşaatın teslimi gereken tarihin 01.12.2009 olarak kararlaştırıldığını belirtmiştir. Bu durumda, inşaatın teslimi gereken tarihin taraflar arasındaki sözlü anlaşma gereğince 01.12.2009 olarak kabulü zorunludur. Bununla birlikte, her ne kadar dava dilekçesinde, taraflar arasında imzalandığı iddia edilen protokol gereğince aylık 20.000,00 TL gecikme tazminatı istenmiş ise de, böyle bir protokol dosyaya sunulmadığından, çoğun içinde az da vardır kuralı gereğince, gecikme tazminatının rayiç kira bedeli üzerinden tespit edilmesi gereklidir. Bu itibarla, mahkemece, bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle, açıklanan şekilde hesaplama yapılarak,sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde teslimi gereken tarihin 19.09.2002 olarak kabulü ile hesaplama yapan bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması hatalı olmuştur.

Devamını Oku..

hasar arabaYargıtay 6. Hukuk Dairesi 27.01.2016 tarihli 2015/8322 esas sayılı 2016/496 sayılı kararına göre;
Dava, araç kiralama sözleşmesine konu araçta meydana gelen zararın tazmini istemine ilişkidir. Somut olayda, davacı kira sözleşmesine konu araçta meydana gelen zararın tazmini isteminde bulunmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kira ilişkisinden kaynaklandığına göre, görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekir.

Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı tazminat davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ.

Dava, araç kiralama sözleşmesine konu araçta meydana gelen zararın tazmini İSTEMİNE İLİŞKİDİR. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

çocuk hakları2Velayeti dava konusu olan müşterek çocuk 1999 doğumlu olup dava tarihi itibariyle idrak çağındadır. Kendisini yakından ilgilendiren velayet konusunda mahkemece dinlenilmemiş, görüşüne başvurulmamıştır. Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3. ve 6. maddeleri, iç hukuk tarafından çocuğun idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda, çocuğa adli merci önündeki kendilerini ilgilendiren davalarda kendi görüşünü ifade etmesine müsaade edilmesini ve yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade ettiği görüşe gereken önemin verilmesi gerektiğini öngörmektedir. Mahkemece çocuğun usulünce dinlenilerek, velayet konusundaki görüşünün alınmasından sonra velayetinin düzenlenmesine karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

cA4aKEIPQrerBnp1yGHv_IMG_9534-3-2 Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 18.01.2016 tarihli 2015/8845 esas ve 2016/60 sayılı kararına göre;
Türk Borçlar Kanununun 315. maddesi hükmü uyarınca temerrüt nedeniyle açılacak tahliye davasının kural olarak kiralayan tarafından açılması gerekir. Kiralayanlar birden fazla ise aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ihtarnameyi birlikte göndermeleri ve yine davayı da birlikte açmaları zorunludur. Kiralayan durumunda olmayan malik veya kiralananı sonradan iktisap eden yeni malikin önceden kiracıya ihbar göndererek kira paralarının kendisine ödenmesini istemesi bu ihbarın sonuçsuz kalması halinde yasal içerikli ihtarname tebliğ ettirmek suretiyle dava açması gerekir. Dava hakkına ilişkin bu husus mahkemece kendiliğinden göz önünde bulundurulmalıdır.

Devamını Oku..

bribeYargıtay 21. Hukuk Daires’nin 21.01.2014 tarihli 2013/14998 Esas ve 2014/852 Karar sayılı ilamında özetle; dava meydana gelen trafik iş kazası sonucu ölen sigortalının eşi ve çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, tazminatın belirlenmesinde esas alınacak ücrete ilişkindir. Mahkemece Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu tarafından bildirilen inşaat birim fiyatlarına esas işçilik ücretleri dikkate alınarak tazminatın hesaplattırılması isabetlidir. Ancak bildirilen ücretler brüt ücret olup bunların yöntemince netleştirilerek net ücret üzerinden tazminatın hesaplanması gerekirken, Çevre bakanlığınca bildirilen ücretlerin net ücret kabulü ile hesaplama yapılması isabetsizdir. Öte yandan hükme esas alınan hesap bilirkişi raporunda günlük ücretin belirlenmesi sırasında günlük çalışma saatinin 8 saat kabul edilmek suretiyle günlük ücretlerin tespit edildiği görülmektedir. Oysa 4857 sayılı yasanın 63. maddesine göre günlük çalışma süresi 7,5 saat olup bunun üzerindeki bir çalışma süresinin günlük ücretin belirlenmesinde esas alınması da isabetsiz olmuştur. Yapılacak iş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yüksek Fen Kurulu tarafından bildirilen inşaat birim fiyatlarına esas işçilik ücretlerinin brüt ücretler olduğu ve günlük çalışma süresinin 7,5 saat olduğu dikkate alınarak davacının zararı yeniden hesaplatılmak, hesaplanan bu zarardan Kurumca bağlanan gelirlerin ilk peşin değerinin rücu edilebilecek kısmını indirmek, usuli kazanılmış haklar gözetilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.

Devamını Oku..

yargc.jpgYargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 27.10.2015 tarihli 2015/26610 Esas ve 2015/20652 Karar sayılı kararında özetle; davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı ve ulusal bayram genel tatillerde çalışıp çalışmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut olayda, ulusal bayram genel tatil ve fazla çalışma iddiasında bulunan davacı bunu kanıtlama yükümlülüğü altındadır. Davacının bu yönde dinlettiği tanıkların davalı işverene karşı açtıkları ve halen görülmekte olan davaları vardır. Davacı tanıklarının davaları bulunması dolayısı ile aralarında menfaat birliği bulunduğundan dosyaya sunulan puantaj kayıtları ve davalı tanıkları yerine davacı tanık beyanlarına dayalı olarak fazla çalışma ile hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacağına hükmedilmesi hatalı olup kararın bozulması gerekmiştir.

Devamını Oku..

asdfg.jpgYargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 17.11.2015 tarihli 2015/282 Esas ve 2015/18181 Karar sayılı kararında özetle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile; elektrik abonelerinden kayıp-kaçak bedeli alınamayacağı içtihadında bulunulmuştur. Dairemiz de, Genel Kurul kararındaki ilkeleri de benimseyerek, kayıp-kaçak bedeli yanında, sayaç okuma, perakende satış hizmeti, iletim sistemi kullanım ve dağıtım bedellerinin de dağıtım şirketleri tarafından elektrik abonelerinden alınamayacağına karar vermiştir. Hâl böyle olunca; mahkemece, açıklanan ilke ve esaslar gözetilerek, davalı kurumun abonesi olan davacıdan kayıp-kaçak bedeli yanında, perakende satış hizmet bedeli, PSH(sayaç okuma) bedeli, iletim bedeli, dağıtım bedellerini de tahsil edemeyeceği gözetilmek suretiyle, davacıdan tahsil edilmemesi gereken toplam bedelin belirlenmesi yönünden ifade edilen ilkeler de dikkate alınarak alanında uzman bilirkişi ya da bilirkişi heyetinden Yargıtay ve taraf denetimine elverişli rapor alınması suretiyle hüküm tesis edilmesi gerekir.

Devamını Oku..

eve_erkek_aliyor_mu_denetimi_yapan_sgk_tazminat_odeyecek_h60593_74676Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 06.12.2011 tarihli 2010/10620 Esas ve 2011/11734 Karar sayılı kararında özetle; aracın hava yastığı açılırken gaz çıkışı olup olmadığı, somut olayda iddia edildiği şekilde yanıcı ve yakıcı özelliği bulunup bulunmadığı, araç fotoğrafları ve kazanın oluş şekline göre hava yastığının patlayıp patlamadığı, bu hususta davalı P. A.Ş. yüklenebilecek kusur bulunup bulunmadığı gibi hususların belirlenmesi için İTÜ Otomotiv Anabilim dalından seçilecek bilirkişi heyetinden ayrıntılı denetime açık ve gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre davacının tedavisi yapılan hastanelerden tüm tedavi evrakları getiri-lirek yeniden değerlendirilme yapılması için Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan ek rapor alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.

Devamını Oku..

eve_erkek_aliyor_mu_denetimi_yapan_sgk_tazminat_odeyecek_h60593_74676Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.01.2016 tarihli 2014/2245 Esas ve 2016/772 Karar sayılı kararında özetle; usulüne uygun alınan arama kararı gereğince sanığa ait araç içinde yapılan aramada 2 paket bandrolsüz ve kaçak sigara ile 4 adet sigara karton parçası ele geçirildiği olayda; sanığın dava konusu sigaraların satışını yaparken yakalanmadığı, aracında ele geçen sigara miktarı ve niteliğinin de ticari boyutta bulunmadığı ayrıca 4 adet sigara kartonun da suçun sübutu yönünden yeterli olmadığı anlaşılmakla sanık savunmasının aksine mahkumiyeti için her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı halde, beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

Devamını Oku..

iflas-ertelemeYargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 19.01.2016 tarihli 2015/10778 Esas ve 2016/900 Karar sayılı ilamında özetle; davalı-davacı tanığının, davacı-davalı erkeğin başka bir kadınla ilişkisinin olduğuna dair mahkemece kusur olarak kabul edilen ifadesi kadından aktarılan beyan olup hükme esas alınamaz. Mahkemece kabul edilen davacı-davalı erkeğin evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmemesi ise tek başına kadının kişilik haklarına saldırı olarak değerlendirilemez. Davacı-davalı erkekten kaynaklanan kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eden maddi bir olayın varlığı da kanıtlanamamıştır. Türk Medeni Kanunun 174/2. maddesi koşulları oluşmamıştır. O halde davalı-davacı kadının manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. Tarafların tespit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine, paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran, davalı kadın yararına hükmolunan maddi tazminat çoktur. Türk Medeni Kanununun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanununun 50. ve devamı maddeleri hükmü nazara alınarak, daha uygun miktarda maddi tazminat takdiri gerekir.

Devamını Oku..