Category: Genel

Dava, davacının Danimarka’da sigorta kapsamına alındığı 04.02.1980 tarihinin Türkiye’de sigortalılık başlangıç tarihi olarak tespiti istemine ilişkindir. İş mahkemelerinden verilen kararlar ve buna bağlı Yargıtay ilamına karşı karar düzeltme yolu bulunmamaktadır. Ne var ki, Yargıtay onama ve bozma kararlarında maddi hata bulunması halinde usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği, giderek maddi yanılgının düzeltilmesi gerektiği Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarındandır. Türkiye Cumhuriyeti ile Danimarka Krallığı arasındaki … Sözleşmesi’nde, Danimarka ülkesinde çalışmaya başlanılan veya Danimarka Emeklilik Sigorta Rejimine tabi olunan ilk tarihin Türkiye’de sigorta başlangıcı sayılacağına dair herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle; davacının sigorta başlangıç tarihinin 3201 sayılı Kanunun 5’inci maddesine göre belirlenmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi hatalı ve bu kararın onanmasına dair Dairemizin 25.12.2014 tarih ve 2014/24962 Esas 2014/28475 sayılı kararı maddi yanılgıya dayalı olup davalı Kurum vekilinin bu yöndeki itirazları yerindedir. Hal böyle olunca davalı Kurum vekilinin maddi hatanın düzeltilmesi istemi kabul edilmeli, Dairemizin onama kararı kaldırılmalı ve Mahkemenin hükmü bozulmalıdır.

Devamını Oku..

Dava, sigortalının iş kazasından vefatı nedeniyle eşi ve çocuklarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Somut olayda iş kazası olduğu iddia olunan olayın … Kurumuna bildirilmediği anlaşılmaktadır. Zararlandırıcı olayın iş kazası niteliğinde olup olmadığının tespiti ön sorundur. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf … Kurumunun hak alanının doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında kurum taraf değildir. Yapılacak iş; davacılara iş kazasını … Kurumuna ihbarda bulunmak, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde ise … Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için önel vermek, tespit davasını bu dava için bekletici sorun yaparak çıkacak sonuca göre, olayın Kurumca iş kazası olduğunun kabul edilmesi halinde ise, davacıların Kuruma müracaat ederek iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanması için önel vermek ve bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerlerinin rücuya kabil kısımlarını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55.maddesi gereğince davacıların tazminat alacaklarından tenzil ederek, çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

Devamını Oku..

Davacı, 25/11/2013 tarihli dava dilekçesinde açıkça belirsiz alacak davası açtığını belirterek fazla mesai ve resmi tatil alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Mahkemece verilen kısmen kabul kararı, Dairemizce 19/04/2017 tarihinde bozulmuş ve bozma kararından sonra 12/07/2017 tarihli bedel arttırım dilekçesi ile davacı talep miktarını arttırmıştır. Mahkemece, bedel arttırım dilekçesinin yargılamanın her aşamasında verilebileceği hususu gözetilmeksizin bedel arttırım dilekçesine itibar edilmeden sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi… tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Devamını Oku..

Taraflar arasında davacının fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil alacağının bulunup bulunmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Mahkemece, fazla mesai ve genel tatil çalışmalarının ispat yükünün davacı tarafta olduğu ve davacı tanıklarından birisinin işten çıkarılmış olması ve yapılan işin mahiyeti satış mağazalarının açılış-kapanış, saatleri, ve yaz-kış çalışma düzeni itibariyle dosya kapsamına göre bu çalışmalarının varlığının alınan prim miktarlarını aştığının tam olarak delillendirilmiş sayılamayacağı gerekçesiyle fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil alacaklarının reddine karar verilmiştir. Davacı son ücretinin 1400 tl olduğunu, asgari ücret kısmının elden yatırıldığını belirtmiş davacının ayrıca prim aldığına ilişkin iddia ve talebi olmamıştır. Diğer yandan iş sözleşmesi ve dosyadaki diğer belgelerden de davacının prim usulü çalıştığına ilişkin bilgi ve belge bulunmamaktadır. Tüm tanık beyanları ve dosya kapsamından davacının fazla çalışma yaptığı ve ulusal bayram genel tatillerin bir kısmında çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle davacının fazla çalışma ve ulusal bayram genel tatil alacağının tanık beyanları ve dosyadaki belgelere göre hesaplanarak kabulü gerekir.

Devamını Oku..

Davacı menfi tespit davasını, davalının dava konusu alacağı temlik aldığı dava dışı Nazmi ‘den olan alacağına dayalı olarak takas istemine göre açmıştır. Borçlunun alacaklıya karşı ileri sürebileceği şahsi defileri temlik alana karşı da aynen ileri sürebilmesi mümkündür. TBK’nun 139. maddesi gereğince ( BK’nun 118 m.) takas, borcu söndüren sebeplerden olduğu için davacının takasa dayalı menfi tespit davası açması mümkündür. Mahkemece, davacının takas iddiasına dayanak yaptığı “borç ikrar belgesi” başlıklı belgede borçlu olarak yer alan Nazmi imzasını ikrar ve kabul ettiğine göre bu ikrara değer verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken anılan belge üzerinde imzaları bulunan tanıkların anlatımına dayanarak belgenin geçersiz sayılıp yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.

Devamını Oku..

Dosya içerisinde 2006 takvim yılına ilişkin faturaların bulunmadığının anlaşılması karşısında, 213 sayılı VUK’nın 227/3 ve 230. maddelerinde öngörüldüğü üzere, sahte fatura düzenlemek suçunun oluşabilmesi için düzenlenen belgelerin 213 sayılı VUK’nın 230. maddesinde sayılan zorunlu unsurları taşıması gerektiği aksi takdirde ilgili Kanunun 227/3. maddesine göre hiç düzenlenmemiş sayılacağı cihetle; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenebilmesi bakımından; öncelikle suça konu fatura asıllarından kanaat oluşturacak sayıda temin edilip dosya arasına konulması, incelenerek kanunda öngörülen şekil şartlarını taşıyıp taşımadığının tespit edilmesi ve bunun sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini yerine, eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması yasaya aykırıdır.

Devamını Oku..

Sanığın 4k otomotiv isimli şirkette ikinci el oto alım satım biriminde satış sorumlusu olduğu ve araç almak için başvuran katılana 26.500 TL ‘ye araç sattığı halde bunun 15.000 TL’sini muhasebeye aktarıp kalanını uhdesinde tuttuğu ve şirket tarafından bu sebeple katılana aracın devrinin yapılmadığı iddia edilen olayda; sanığın tevil yollu ikrarı, katılanın tüm aşamalardaki istikrarlı beyanları, tanık ifadeleri karşısında; mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde atılı suçtan sanığın beraatine hükmedilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan beraatine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Devamını Oku..

Dava, tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir. 4721 sayılı TMK’nın 705/2 maddesinde “ Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmüne yer verilmiştir. Dolayısıyla 4721 sayılı TMK’nın 705/2. maddesi uyarınca tapu kaydının iptaline ilişkin davaların kesinleştiği tarih itibariyle tapu malikinin mülkiyet hakkı son bulduğundan bu tarih itibariyle zarar oluşmuş olup tapunun iptaline ilişkin mahkeme kararının infaz edilmemiş olması sonuca etkili değildir. Davacının kayden paylı mülkiyet üzere maliki olduğu taşınmazın 30.610m2 yüzölçümlü kesiminin tapu kaydı kıyıda kaldığı gerekçesiyle mahkeme ilamıyla iptal edilmiş olup, anılan taşınmaza ilişkin hüküm eldeki dava açılmadan önce kesinleşmiştir. Bu durumda tapunun iptaline ilişkin mahkeme kararının kesinleştiği tarihte davacının zararı oluştuğundan mahkemece işin esası hakkında inceleme ve araştırma yapılıp sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken tapunun iptaline ilişkin davanın kesinleşmediği, tapu kaydının halen davacı adına kayıtlı olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru değildir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün YARGITAYca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit sabit olması gerekir. Oysa tanıkların sözlerinin bir kısmı duyduklarını aktarmaktan ibaret olduğu gibi, bir kısmı ise Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, sebep ile saiki belli olmayan, yoruma dayalı ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken, delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi ve nafakaların miktarları yönünden, davalı kadın tarafından ise, kusur belirlemesi, reddedilen maddi, manevi tazminatlar ve nafakaların miktarları yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Kat Mülkiyeti Kanununun 16. maddesi gereğince kat malikleri anataşınmazın bütün ortak yerlerinde ortak mülkiyet hükümlerine göre paydaştırlar. Kanunun öngördüğü ortak mülkiyet kuralları doğrultusunda bir paydaş intifadan men edilmedikçe, diğer paydaşlara ecrimisil ödemekle yükümlü tutulamaz. İntifadan men edilme halinin varlığının kabulü için, ortak yeri işgal edip tekeline alan paydaşa, diğer paydaşların kendi paylarından yararlanma isteklerini bildirmiş olmaları gerekir. Paydaşlar arasında ecrimisil isteme hakkı ancak böyle bir bildirimden sonraki dönem için doğar ve buna karşın şagil ortak yerdeki haksız işgale son vermiş ise hakkında istenecek ecrimisilin başlangıcı bu bildirim (uyarı) tarihine göre belirlenir. Somut olayda mahkemece dava konusu alanın anayapının ortak alanı olup olmadığı, dosyasındaki yer ile dava konusu alanın aynı olup olmadığı; aynı ise intifadan men koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmemiştir. Mahkemece değinilen hususlar gözönünde tutularak ortak yeri haksız işgal ettikleri ileri sürülen davalı yana davacı tarafından yapılan bildirim günü saptanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün YARGITAYca incelenmesi davacı ve davalı Arzu Ekşi tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

Davacı, dava dilekçesinde ayrıca taşınmazın aile konutu olduğunun tespitini de istemiştir. Başlangıçta alınan başvuru harcı bu talebi de kapsar. Ancak bu talebe ilişkin peşin karar harcı yatırılmamıştır. Bu istekle ilgili olarak, maktu peşin harç eksikliğinin tamamlanması için davacıya süre verilmesi (Harçlar Kanunu m.30-32) ve sonucuna göre bu taleple ilgili olumlu olumsuz bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Taraflar arasında 127.500,00 TL bedelli 01.04.2010 tarihli ve 87.000,00 TL bedelli tarihsiz iki sözleşme ile akdî ilişkinin kurulduğu yapılan imalâtlarla ilgili olarak davalı tarafından bu sözleşme bedelleri ile birlikte 127,500,00 TL ve 244.864,00 TL ödeme yapıldığı ihtilâfsızdır. Davacı sözleşmede belirtilen imalâtlar dışında imalâtlar yapıldığını iddia etmekte davalı ise tüm sözleşme dışı imalâtların bedellerinin ödendiğini iddia etmektedir. Kural olarak taraflar arasında düzenlenen sözleşmede sayılan imalâtların dışında yapılmış imalâtlar var ise bunların bedellerinin 6098 sayılı TBK’nın 526. maddesine göre vekâletsiz iş görme hükümlerine göre yapıldığı yıl piyasa fiyatlarına göre bedellerinin hesaplattırılması gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu bu konuda denetime açık olmadığından yapılması gereken iş, alınacak ek rapor ile sözleşme dışı yapılmış imalâtların yapıldığı yıl piyasa fiyatlarına göre bedellerinin hesaplattırılıp bulunacak bedele yazılı sözleşmelerdeki 127.500,00 TL ve 87.000,00 TL bedellerin eklenerek bulunacak bedelden ihtilâfsız ödemelerin mahsubu ile sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir.

Devamını Oku..

TCK’nın 184/1. maddesinde “yapı ruhsatiyesi alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan veya yaptıran” kişilerin cezalandırılması öngörülmüş olup, İmar Yasasının 5. maddesinde de bina kavramının “kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine yarayan, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapılardır.” şeklinde açıklanması karşısında, sanığın eylemlerinin İmar Kanunu 5. madde kapsamında bina vasfında olup olmadığı, eylemlerin binanın statiğinin bozup bozmadığı ve yeni alan kazandırıp kazandırmadığı, imalatın 12.10.2004 tarihinden önce yapılıp yapılmadığı, ayrıca katılan … tarafından imalata ilişkin ruhsat verilip verilmediği yönünde keşif yapılıp bilirkişi raporu alındıktan sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi kanuna aykırıdır.

Devamını Oku..

Dava, 5737 sayılı Yasanın 17. maddesine dayalı olarak açılan gaiplik ve tapu iptal-tescil isteklerine ilişkindir. Dava konusu taşınmazın Osman oğlu Hasan’a ölünceye kadar bakmak şartıyla Fatımetüzzehra adına kayıtlı olduğu, dayanak 13 Temmuz 314 tarihli tapu kaydında Zehra ve Süleyman kızı Münevver Hatice’ye ilişkin bilgilerin yer aldığı, davacı Vakıflar İdaresi’nin Osman oğlu Hasan hakkında da gaiplik kararı verilmesini ve taşınmazdaki haciz şerhinin terkinini talep ettiği anlaşılmakla, kayıt malikinin mirasçı bırakmadan ölüp ölmediği gaip olup olmadığının açıklığa kavuşturulması açısından tapu tedavül belgelerinden yararlanılarak araştırma yapılması, Osman oğlu Hasan’ın 5737 sayılı Yasanın 17. maddesi uyarınca taşınmaz mutasarrıflığının ve gaip olup olmadığının tespiti, kimin lehine konulduğu belirtilmeyen 28.12.1948 tarihli haciz şerhinin tarihi nazara alındığının da kaldırılması gerektiği gözetilmeksizin karar verilmiş olması doğru değildir.

Devamını Oku..

 

Sanığın kendisine ait facebook hesabı üzerinden paylaştığı “Duyuru” başlıklı yazı ve içeriğinde geçen “faşist çete” ibarelerinin yazının bütünü değerlendirildiğinde eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarında kaldığı kabul edilebilirse de, sanığın aynı sosyal medya hesabından paylaştığı dönemin Başbakanı hakkında yazdığı ve anlamı herkes tarafından anlaşılabilen “O.Ç” ibaresinin eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırlarını aşarak, incitici, küçük düşürücü ve kişinin toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette olması nedeniyle hakaret vasfı taşıdığı ve sanığın eyleminin TCK’nın 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek yasal ve yerinde olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi kanuna aykırıdır.

Devamını Oku..