Blog

 

Kimlik bilgileri kullanılarak talebi olmaksızın adına sahte imzalarla telefon hatlarının açılmış olması sebebiyle kişilik haklarının zarara uğradığından bahisle manevi tazminat talebinde bulunan davacının bu zararının oluşmasından sadece ilgili telefon şirketi adına hareket eden davalı değil aynı zamanda tüzel kişiliğe sahip olan ve abonelik sözleşmelerinde bayi olarak adı yer alan ilgili şirket ile bayisini iyi seçmeyerek ve gerekli denetimleri yapmayarak zararın doğmasına sebep olan GSM operatörü şirketinin de sorumlu tutulması gerektiği gibi ortaya çıkan zarar sebebiyle ödenecek tazminat miktarı hakimin takdir yetkisine bırakılmış olduğundan, bu miktarın olayın özelliği, kusur oranı ve tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak, elde edilmek istenilen tatmin duygusunu geçmeyecek şekilde belirlenmesi gerektiği gözetilmelidir.

Devamını Oku..

 

 

Hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez (HMK’nın 26). Davalı kadının cevap dilekçesinde yoksulluk nafakası talebi olmadığı halde, lehine yoksulluk nafakası takdiri doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, kadın yararına takdir edilen nafakalar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

 

 Davacıya başarı primi ödeneceği konusunda yazılı iş sözleşmesi hükmü olmamasına rağmen, işyeri içi yazışması veya işyeri uygulaması ile bu ödemenin yapılacağı yönünde işveren tarafından taahhütte bulunulup bulunulmadığı ve bu beyana güven ile çalışan davacıya başarı primi ödenip ödenmeyeceğinin dava konusu olduğu somut olayda; güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için, bir kimsede hukuken korunmaya değer bir güvenin olması, bu güvene dayanılarak bir tasarruf işleminde bulunulması, tüm bunların da bir kişiye isnat edilebilmesi gerektiği, öte yandan işyerinde işveren adına hareket eden, işin ve işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yükümlülüklerinden doğrudan işverenin mesul olduğu, diğer taraftan işyerinde iç yazışmalarda kullanılması ve çalışana ait olması durumunda elektronik postanın belge ve delil olarak kabul edileceği gözetilmelidir.

Devamını Oku..

 

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

 

Dava, mirasçılıktan çıkarmanın iptali istemine ilişkindir. TMK’nun 510/1. maddesi uyarınca, ancak saklı paylı mirasçılar mirasçılıktan çıkarılabilir. Saklı payı bulunmayan bir mirasçının mirastan çıkarılmasına ihtiyaç yoktur. Zira, saklı pay dışında kalan kısım tasarruf edilebilir kısmı teşkil eder ve vasiyet eden esasen bunun üzerinde dilediği gibi serbestçe tasarruf edebilir. Somut olayda, mirasbırakanın kardeşi olan davacı, saklı pay sahibi değildir (TMK. Md 506). Bu durumda, mahkemece; saklı pay sahibi olmayan davacının, mirasçılıktan çıkarmanın iptalini talep ve dava etme hakkı bulunmadığı gözetilerek, davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırıdır.

Devamını Oku..

Kural olarak borçlunun aldığı emekli maaşı üzerine haciz konulamayacağı, ancak davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibi kapsamında davacı borçlunun emekli maaşından uzunca bir süre kesinti yapıldıktan sonra davacının şikayeti üzerine kesinti işlemine son verilen somut olayda, haciz ve ilk kesinti tarihinin üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen emekli maaşından kesinti yapılmasına açıkça karşı çıkmayarak zımni rıza gösteren davacının geçmişe yönelik yapılan kesintilerin iadesini talep etmesinin Medeni Kanunun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği gözetilmelidir.

Devamını Oku..

 

Davanın Özeti: Ankara ili, Maltepe Vergi Dairesinde gelir uzmanı olarak görev yapmakta iken, Maliye Bakanlığınca 07/09/2013 tarihinde gerçekleştirilen vergi müfettiş yardımcılığı yazılı sınavında başarılı olan davacının, sözlü sınavda başarısız sayılmasına ilişkin işlemle sınavın dayanağı olan ve 31/10/2011 günlü, 28101 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Vergi Denetim Kurulu Yönetmeliğinin 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrasının, 18 inci maddesinin 1 inci fıkrasının, 19 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında yer alan “Giriş sınavında başarılı olan adaylarla başarı sırasına göre en başarılı %5’in ad ve soyadlarıyla aday numaralarının yer aldığı listeler, uygun yerlere asılmak ve Başkanlık internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.” cümlesinin, 19 uncu maddesinin 1 inci fıkrasının 2. cümlesindeki “sınavda başarılı olan” ibaresinin iptali ve yürütülmesinin DURDURULMASI İSTENİLMEKTEDİR.

Devamını Oku..

 

 Kural olarak yargılama safhasında sunulmayan delil Yargıtay aşamasında ileri sürülemez ve dikkate alınmaz. Ancak, borcu ortadan kaldıran bir delil bu kuralın dışındadır.Davacı, fark kıdem, ihbar tazminatı, ücret alacağı, ilave tediye, ikramiye, giyim yardımı, yol yardımı, havlu-sabun bedeli, yemek bedeli KHK tazminatı, fazla mesai, hafta tatiliyle ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm ALTINA ALMIŞTIR.

Devamını Oku..

Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

Devamını Oku..

 

Davanın açıldığı tarihte miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.Belirli alacaklar için belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür.

Devamını Oku..

 

Kişilik haklarına saldırı niteliği taşımasına karşın, bir basın açıklamasının kişinin rızası nedeniyle hukuka uygun sayılabilmesi için verilen rızanın yasanın belirlediği sınırlar içerisinde kalması gerekir. Hukuka ya da ahlaka aykırı olarak verilmiş olan bir onay basın yoluyla yapılan açıklamayı hukuka uygun hale getirmez. O halde, şeref ve haysiyet gibi kendisinden vazgeçilemeyen değerlere yönelik saldırılara ilişkin rıza hukuka aykırıdır. Bu nedenle, gerektiğinde kişinin kendisine karşı dahi mutlak olarak korunması gereken “kişilik onuru, kişilik, sır alanına giren gizli yaşam” gibi olguların kişinin rızası ile yayımlandığı düşünülerek, hukuka aykırılığın kaldırıldığı ve saldırının haklılık kazandığı kabul edilemez.

Devamını Oku..

 

Hakaret suçundan sanık Atilla Ayık’ın 5237 sayılı TCK’nun TCK’nun 125/3-a, 125/4, 62, 50/1-a ve 52 nci maddeleri uyarınca 7.000 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Beypazarı Sulh Ceza Mahkemesince verilen 18.04.2008 gün 221-182 sayılı karardan sonra sanığın deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle duruşma açılarak hükmün açıklanmasına ilişkin Beypazarı Sulh Ceza Mahkemesince verilen 30.04.2012 gün ve 88-259 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen YARGITAY 4. Ceza Dairesince 23.12.2013 gün ve 29305-33302 sayı ile;

Devamını Oku..

Taraflar arasında görülen  davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce bozulmuş bozma kararı üzerine

Mahkemece direnme kararı verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Devamını Oku..

 

Somut dava, TMK m. 194. gereğince aile konutu hukuksal nedenine dayalı olarak ipoteğin kaldırılması ve taşınmaz kaydına şerh konulması istemine ilişkindir. Taşınmaz kaydında aile konutu şerhi olmadığı açıktır. Ancak, davalı banka taşınmazın bu niteliğini bilerek, ipotek tesisi sırasında taşınmaz maliki olmayan eşin muvafakatini almıştır. Kaldı ki, davalı banka aşamalarda ısrarla ipotekten davacı eşin de haberdar olduğunu ve onun da oluru ile ipotek tesis edildiğini savunmuştur. Banka’nın, taşınmazın aile konutu niteliğini bilmesi karşısında, muvafakatnamedeki imzanın davacı kadına ait olmaması da sonuca etkili değildir.

Devamını Oku..

 

Davacılar, murislerinin ölümüyle sonuçlanan olayın, iş kazası olduğunun tespitine karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine KARAR VERMİŞTİR.

Hükmün, davacılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Dr. Dilek Doğan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Devamını Oku..