Blog

Davalıların özensiz ve tıbbi kurallara aykırı davranışları nedeni ile davacının cismani zarar gördüğü açık olup manevi tazminat istemekte haklıdır. Manevi tazminat adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı aslında ne ceza ne de tazminattır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gereken kadar olmalıdır. Gerekli olmadığı halde kesilen dişlerin sayısı, uğradığı cismani zarar ve acı ile tedavi süreci, davalıların kusurlu eylemleri dikkate alındığında; davacıya yükletilecek bir kusur da bulunmadığına göre, hükmedilen manevi tazminat tutarı çok azdır. TMK’nın 4. maddesi de dikkate alınarak davacı yararına uygun ölçüde manevi tazminat tayini gerekir.

Devamını Oku..

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Kaza neticesinde davacı Aysel’in maruz kaldığı yaralanmaya ilişkin olarak alınan Özürlü Sağlık Kurulu raporunda, davacının %8 oranında vücut fonksiyon kaybı olduğu belirlenmiştir. Mahkeme tarafından da benimsenen, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alınan raporda ise, mevcut kaza nedeniyle davacının vücut genel çalışma gücünden %11,3 nisbetinde kaybettiği ve 9 ay süre ile iş göremez halde kaldığı belirlenmiştir; hükme esas alınan hesap raporunda da, bu rapora göre hesaplama yapılmıştır. Bu haliyle davacı tarafından dosyaya ibraz edilen doktor raporu ile mahkeme tarafından alınan maluliyet raporları arasında açık ve fahiş bir çelişki bulunmaktadır. Bu nedenle, mahkemece maluliyet hususunda yapılan araştırma yetersizdir.Mahkemece, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınarak, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden, çelişkilerin giderilmesi yönünde ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

Dava, eser sözleşmesinin ayıplı ifası nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti, sözleşmenin feshi ve sözleşme gereği verildiği belirtilen çeklerin iadesi istemine ilişkindir. Bilirkişi raporu ve mahkemenin kabulüne göre, davalı yüklenicinin gerçekleştirdiği imalâtın 6098 sayılı TBK’nın 475/1 maddesi uyarınca işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ve sözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve davacı iş sahibinin sözleşmeden dönmede haklı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece de imalâtın kabule zorlanamayacak derecede ayıplı olduğu kabul edilmiş, davalı tarafça bu kabul gerekçesi yönünden temyiz yoluna başvurulmamıştır. Bu halde eserin reddi gerektiği ve davacı iş sahibi TBK’nın 475/1’deki sözleşmeden dönme hakkını kullandığından ayıplı imalâtları yükleniciye iade etmesi gerekir ise de, yüklenicinin bu işlerden dolayı bedele hak kazandığını kabul etmek mümkün değildir.

Devamını Oku..

Hakim, manevi tazminata 6098 Sayılı TBK 56. madde (eski Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi) hükmüne göre, özel durumları göz önünde tutarak adalete uygun olarak hükmeder. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Bu durumda hükmedilen manevi tazminat miktarı, somut olayın özellikleri, davacının maluliyet oranı, kaza tarihi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olayın meydana gelmesindeki etkiler gibi hususlar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Somut olayda; olayın oluş şekli, davacının maluliyeti, kaza tarihi bir arada değerlendirildiğinde davacı için hükmedilen manevi tazminat bir miktar fazladır.

Devamını Oku..

Dava, mera komisyon kararının iptali istemine ilişkindir. 4342 sayılı Mera Kanununun 13/5. maddesi hükmü uyarınca, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir. Aynı yasanın 21/2 maddesinde ise tahsis kararlarında belirtilen haklara tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve bunlara karşı dava açılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Davacının talebi, … İl Mera Komisyonunun Kararıyla hali arazi vasfı ile Hazine adına kayıtlı taşınmazın mera olarak tespitine dair kararın iptali istemine ilişkin ise de, taşınmaz hakkında henüz mera tahsis kararı alınmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde, tamamlanmış bir komisyon çalışması da bulunmamaktadır. Bu duruma göre, davacı aleyhine alınmış herhangi bir mera tahsisi bulunmadığından, bu aşamada davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

3402 sayılı Yasa’nın 41.maddesi gereğince yapılan düzeltme işleminin iptali davasına, tapu kayıt malikinin davacılar dışında mirasçılarının da olduğu ve bu mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti bulunduğu gözetilerek, mahkemece davacılara diğer mirasçıların da davaya katılması veya terekeye temsilci atanması için süre ve olanak verilmesi, bu zaman zarfında taraf teşkilinin sağlanması halinde, tarafların iddia ve savunmalarına dair tüm kanıtlar toplanıp değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmesi gerektiği dikkate alınmadan, Uyap sorgusu ile davanın açılıp açılmadığının tespiti imkanı da bulunduğu halde, tapuda isim tashihi davası açılması hususunda verilen kesin mehile uyulmadığı gerekçesiyle usulden davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Devamını Oku..

Davacı dilekçesinde; cinsiyet değişikliğine izin verilmesini ve nüfus kaydındaki cinsiyetinin ve isminin değiştirilmesini istemiştir. Dosyada bulunan Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nce düzenlenen raporun, davacı …’ın transseksüel yapıda ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunup bulunmadığına ilişkin bir tespit içermemesine rağmen hükme esas alınması, davacının cinsiyet değişikliğine ilişkin izin talebi ile ilgili olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi, nüfus kaydındaki kadın olan cinsiyetin erkek olarak değiştirilmesi talebi ile isim değişikliği talebinin tefrik edilerek ayrı esaslara kaydedilmesi, eldeki dosyanın bekletici mesele yapılması gerekirken davanın kabulü doğru görülmemiştir.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı dilekçesinde; cinsiyet değişikliğine izin verilmesini ve nüfus kaydındaki cinsiyetinin ve isminin değiştirilmesini istemiş; mahkemece, davanın kabulüne KARAR VERİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 405, 406 ve 408. maddeleri kapsamında kalan, akıl sağlığı, malvarlığını kötü yönetme, savurganlık ve yaşlılık sebeplerine dayalı kısıtlanma kararı verilmesi istemine ilişkindir. Davacıların dava dilekçesinde kısıtlı adayı …’ın, sadece Türk Medeni Kanununun 405. ve 408.maddelerinde düzenlenen akıl hastalığı ve yaşlılık nedeniyle değil aynı zamanda 406. maddede düzenlenen malvarlığını kötü yönetmesi iddiasında da bulunularak vesayet altına alınmasını talep edildiğinden ve vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, başta davacılar olmak üzere tarafların göstereceği tüm delillerin toplanıp değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece yalnız akıl sağlığı yönünden inceleme yapan sağlık kurulu raporu dikkate alınıp yetersiz ve eksik inceleme ile davanın reddi doğru görülmemiştir.

Devamını Oku..

Motorsikleti ile trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde trafikte seyreden ve alkollü olduğuna dair dosyada delil bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nın 179/2 maddesi gereğince temel cezası belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, uygulama maddesinin, “TCK’nın 179/3-2 maddesi” şeklinde gösterilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan suça sürüklenen çocuğun mahkumiyetine ilişkin hüküm, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuğun mahkumiyet kararının kanuna aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddine ancak,

Devamını Oku..

Dava YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğüne ilişkin olup, mahkemece davalı tarafından tescil edilmek istenen işaret ile davacı adına tescilli markanın birbirine benzer olduğu fakat davalının tescil ettirmek istediği markanın ürün sınıflarının davacı adına kayıtlı ürün-hizmet sınıfları ile benzemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak bilirkişi raporunda, hem çoğunluk, hem de azınlık görüşünde de ifade edildiği gibi, davalının tescil için başvurduğu markaya ilişkin “dokunmuş veya dokunmamış kumaşlar” malları ile davacı adına tescilli “kumaş işleme hizmetleri ve terzilik hizmetleri” ile “koruyucu amaçlı olanlar hariç hertürlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar, ayak giysileri, baş giysileri” mallarının, hammadde-mamül, ürün-ürün işleme ilişkisi nedeniyle ortalama tüketici kitlesinin bakış açısına göre benzer olduğu halde mahkemece aksi yönde değerlendirme yapılması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/07/2015 tarih ve 2014/439-2015/159 sayılı kararın YARGITAYca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ düşünüldü:

Devamını Oku..

Olayda dinlenen taraf tanıklarının beyanları, dosya içerisine ibraz edilen ceza dosyaları ile diğer bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde; davacı – davalı erkeğin sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı, eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve bu nedenle ceza aldığı, buna karşılık davalı – davacı kadının da sadakat yükümlüğüne aykırı davranışlar sergilediği anlaşılmıştır. Gerçekleşen bu durum karşısında tarafların eşit kusurlu olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca uyuşmazlığa konu davada davacı – davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu dikkate alınarak davalı kadının maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1, 2) taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi doğru görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Özel Daire bozma kararında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır, karar bozulmalıdır.

Devamını Oku..

Sanığın eşini porselen kupa fırlatmak suretiyle yaraladığı olayda; birden fazla nitelikli halin bulunması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nin 3. maddesindeki orantılılık ilkesi ve TCK 61. maddesi dikkate alınarak asgari hadden ayrılmak suretiyle eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nin 86/1, 86/3,a-e maddeleri uyarınca ceza tayin edilmesi gerekirken,yazılı şekilde alt hadden ceza tayin edilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ;

Yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;

1)Adli sicil kaydında 3 aydan fazla hapis cezasına mahkumiyeti bulunmayan sanık hakkında yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık nazara alınarak tekrar suç işleyip işlemeyeceği konusunda oluşan kanaat değerlendirilerek cezasının ertelenip ertelenmeyeceğine karar verilmesi gerekirken ”şartları oluşmadığından” bahisle yasal olmayan gerekçeyle erteleme hükümlerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Devamını Oku..

Yapılan imalatlar davalılar tarafından benimsendiğine göre dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu çerçevesinde kiracı yapmış olduğu yukarda yazılan sözleşme maddeleri kapsamı dışında kalan imalatlar ölçüsünde tazminat talebinde bulunabilir. Ancak yapılan imalatların değerinin belirlenmesinde, imalatların imalat tarihindeki değerleri ve yıpranma payları nazara alınmalıdır. Bu itibarla Mahkemece, bilirkişilerden ek rapor alınarak gerekirse yeniden keşif yapılarak, davacı kiracı tarafından yukarıda bahsi geçen sözleşme maddeleri kapsamı dışında yapılan ve kiralanan taşınmazda bulunan tadilatların imalat tarihi itibariyle, yıpranma payı düşürülmüş bedellerinin tesbiti ile bu tadilatların zorunlu ve faydalı masraf olup olmadığı, kiraya veren davalının bu tadilatlardan dolayı zenginleşip zenginleşmediği üzerinde durularak sonucuna göre faydalı ve zorunlu masraflarla ilgili bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla ve yazılı gerekçeyle davanın reddine doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.

Devamını Oku..

Dava dilekçesinde; davacı ile davalı …’nin evlilik dışı ilişkilerinden 10/04/2002 doğumlu….n adlı çocuklarının olduğu, …. davacının annesi ve babası üzerine kaydedildiği, bu sebeplerle 10/04/2002 doğumlu ….n’ın davacı ile soy bağının tespitiyle nüfustaki kayıtlarının düzeltilmesine karar verilmesi istenilmiştir. Mahkemece, davanın soybağının reddine ilişkin olduğu ve Türk Medeni Kanunu’nun 289 vd. maddelerinde belirtilen hak düşürücü süreler geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Verilen karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 12.01.2016 gün 2015/6207 Esas 2016/231 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, mahkemece önceki hükümde direnilmesine karar verilmesi üzerine, anılan direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.

KARAR : Yargıtay 18 Hukuk Dairesinin bozma ilamına direnilmesine, “Davanın hak düşürücü süre yönünden reddine,” denilmek suretiyle kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki bu çelişki mahkemelere olan güveni sarsmaktadır.

Gerekçeli karar tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz (HMK md.298/2).

6100 sayılı HMK’nun 298/2. maddesine göre, gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.

Devamını Oku..

Taraflarca imzalanan 24.12.2011 tarihli sözleşme ile, davalı arsa sahipleri tarafından tapuda davacılara satılan dairedeki eksik imalâtların, davalıların yüklenicisi dava dışı şirket tarafından tamamlanması, davacılar lehine garanti edilmiştir. 6098 sayılı TBK’nın 128. maddesi hükmünce; “üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür”. Yargılama sırasında tanık beyanları ve bilirkişi raporuna göre garanti konusu edimin ifa edilmediği saptanmış olup, davacıların dayanağı bu sözleşme geçerli olduğundan, davacıların satın aldığı taşınmazdaki eksik işlerin, sözleşmede işin teslimi gereken tarih yazılı olmadığından, alacağın muaccel hale geleceği sözleşme tarihinden itibaren makul tamamlama süresi geçtikten sonraki tarihteki yerel serbest piyasa rayiçleriyle, garanti edilen eksik imalatların giderim bedeli konusunda inşaat bilirkişisinden HMK’nın 281. maddesi uyarınca ek rapor alınarak, sonucuna göre bir hüküm verilmesi gerekir.

Devamını Oku..