Blog

Grup şirketlerin borca batıklığının tespitinde, borcun asıl borçlu şirket pasifinde gösterilmesi, ayrıca borca kefil olan grup şirketin pasifinde kefil olunan bu borca yer verilmeden borca batıklığın hesaplanması ve bu şekilde yapılan hesaplama sonucu grup şirketin borca batık olmadığının tespiti halinde, bu şirketler bakımından iflasın ertelenmesi davasının reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Davacı vekili dava dilekçesinde; 2008 yılında meydana gelen ekonomik krizin davacı şirketleri iflasın eşine getirdiğini, nakit akışlarının durduğunu, alınmış olan yeni işler bulunduğunu ve bu işlerden sağlanacak gelirlerle müvekkil şirketlerin borçlarının yapılandırmasının sağlanacağını, davacı şirketlerin tüm borçlarını ödeyecek vadeli alacaklarının olduğunu, davacı şirketlerin zora düştüklerini ve borca batık hale geldiklerini ileri sürerek, davacı şirketlerin İİK’nın 179 uncu maddesi gereğince iflaslarının bir yıl süreyle ertelenmesine karar verilmesini TALEP ETMİŞTİR.

Devamını Oku..

Sanığın savunmasında, mağdurlarla aralarında arsa anlaşmazlığı olduğunu, suç tarihinde mağdurların, eşine ”sen başkalarıyla geziyorsun” biçiminde sözlerle hakaret ettiğini belirtmesi karşısında, olayın çıkış sebebi ve gelişimi üzerinde durularak bu sözleri söyleyen mağdurların tespit edilmesi ve sonucuna göre TCK’nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünün sanık hakkında uygulanma olanağının tartışılmaması, sanığın kardeşi Cihan’a yönelik kasten yaralamaya teşebbüs eylemi ile aynı zamanda, diğer mağdur kardeşlerine yönelik tek fiille TCK’nın 106/1-1. cümlesi kapsamındaki tehdit eylemini gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, mağdur Cihan’a karşı tehdit eyleminin uzlaşma kapsamında bulunmayan yaralama eylemiyle birlikte gerçekleşmesi nedeniyle bu mağdura yönelik tehdit suçundan uzlaşma hükümlerinin uygulanamayacağı anlaşılmış ise de; mağdurlara yönelik TCK’nın 106/1-1. cümlesi kapsamındaki tehdit eyleminin, aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş olduğundan ve sanığa isnat edilen TCK’nın 106/1. maddesi kapsamındaki tehdit suçunun uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşıldığından, mağdurlara yönelik tehdit suçundan uzlaşmanın gerçekleşmesi durumunda, Cihan’a yönelik tehdit suçunda TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanamayacağının gözetilmesi zorunluluğu bozmayı gerektirmiştir.

Devamını Oku..

Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaaya dayanıp dayanmadığı ve bunun işçilik haklarına etkileri noktasında toplanmaktadır. Davacı dava dilekçesinde alt işverenler nezdinde otomasyon görevlisi adı altında asıl işin bir bölümü olan veri giriş, hasta kayıt, doktorlara ait tüm tıbbi kayıt ve veri işlemlerinde yardımcı olarak çalıştırıldığını, kayıt işlemlerini tutup röntgen ve kan tahlili işlemlerini yaptığını, röntgen teknisyenlerinin işini yaptığını, çekilen röntgenin çıktısının alınıp okutulması, doktorun uygulayacağı enjeksiyonun hazırlanması, ilaçların girilmesi, enjeksiyona çekilmesi, doktor hasta tanı giriş işleminin yapılması, doktor gözetiminde rapor yazılması ve okunması, bazı raporların teknisyenlerle birlikte hazırlanması, tansiyon ölçümü yapılması, raporlar ve sevk işlemlerinin medulaya girilmesi gibi hastanenin asıl işleri yaptığını iddia etmiş ise de davacının tam olarak hastanede ne iş yaptığı açıklığa kavuşturulmamıştır. Otomasyon görevlisi olarak işe alınan davacının hastanede fiilen ne iş yaptığı otomasyon görevlisi olarak sadece veri girişi ve evrak kayıt işlemlerini mi yaptığı yoksa davacının iddiası gibi asıl iş kapsamında yer alan işlerde mi çalıştırıldığı hususu gerek işyeri belgeleri gerek davacının görevlendirme belgeleri getirtilerek ve tanıkların davacı bakımından tek tek fiilen hangi işleri yaptığı sorularak ayrıntılı beyanlarının tespiti suretiyle dinlenmesi ve bu şekilde davacının fiilen ne iş yaptığı açıklığa kavuşturularak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

Hamilelik sebebiyle yapılan fesih işleminin geçersiz bir fesih olup, bu durumun işçinin işe başlatılmaması durumunda ödenmesi gereken iş güvencesi tazminatında değerlendirilmesi, somut olayda da davacı işçinin iş akdinin işverence feshinin gerçekte davacının hamileliği nedeniyle yapıldığı ve feshin kötü niyetli olduğu anlaşıldığından, işe başlatmama tazminatının davacının 6 aylık brüt ücreti oranında belirlenmesi gerektiği gözetilmelidir.

Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR.

YEREL MAHKEMECE, davanın kabulüne KARAR VERİLMİŞTİR.

Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Devamını Oku..

Somut olayda; tarafların yaklaşık 3 ay nişanlı kaldıkları, nişanın bozulması nedeniyle davalı-karşı davacının ruhsal çöküntü içine girdiği (depresyon) anlaşılmış ise de; mahkemece, davalı-karşı davacı için takdir edilen 13.000 TL manevi tazminat miktarı ilke ve esaslar gözetildiğinde fazla bulunmuştur. Mahkemece, davalı tarafta sebepsiz zenginleşme teşkil etmeyecek, hakkaniyete uygun olacak şekilde; daha düşük bir miktar da manevi tazminata hükmedilmesi için kararın bozulması gerekmiştir.

Taraflar arasındaki (asıl davada) nişan bozulması nedeniyle hediye edilen eşyaların istirdadı, (karşılık davada) maddi ve manevi tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın ve karşı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraflarca temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

Davadaki talebin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununda düzenlenen iştirak nafakasından kaynaklandığı, dolayısıyla “Aile Hukukuna” ilişkin bulunduğu anlaşılmaktadır. Talep, Aile Hukukundan (nafaka yükümlülüğünden) doğduğuna göre, açılan bu davanın 4787 sayılı yasanın 4. maddesi gereğince, Aile Mahkemesinde bakılması gerekmektedir. Mahkemelerin görevinin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınması gerekir. Bu nedenle o yerde ayrı bir aile mahkemesi varsa çekişmenin aile mahkemesinde görülmesi, aksi halde davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği gözetilmeden anılan kanun hükmüne aykırı şekilde genel mahkeme tarafından hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Taraflar arasındaki iştirak nafakası davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Devamını Oku..

Mahkemece, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan olaylarda kusurun davacı- karşı davalı erkekte olduğu, davalı-karşı davacı kadına atfı kabil kusurun varlığının ispat edilemediği kabul edilerek, davacı-karşı davalı erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalıya hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, davacı-karşı davalı erkek de dava açmakla haklıdır. Öyleyse erkeğin davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından, her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Toplum yararına program (TYP) 12.03.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Aktif İş Gücü Hizmetleri Yönetmeliği’nin 62 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, işsiz kişinin TYP uyarınca Belediye’ye ait işyerinde çalışmasıyla Belediye ile işçi arasında işçi-işveren ilişkisinin kurulacağı ve bu kişilerin de sendikanın toplu iş sözleşmesi yapması için aranan işçi sayısına dahil edilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Davacı asıl davayla davalı Bakanlığın olumlu yetki tespitinin iptaline, birleşen davayla olumsuz yetki tespitinin iptalini TALEP ETMİŞTİR.

YEREL MAHKEMECE davanın reddine KARAR VERİLMİŞTİR.

Hüküm süresi içinde davacı ve davalı T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Devamını Oku..

Davacı vekili; davacının davalı Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede alt işverenler nezdinde çalıştığını, 2001 yılından itibaren ücretinin rızası dışında düşürüldüğünü ileri sürerek ücrct fark alacağının davalıdan tahsiline karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı Sağlık Bakanlığı cevabında; davacının işçileri olmadığını, işin anahtar teslim alt işverene verildiğini belirterek davanın reddine karar VERİLMESİNİ İSTEMİŞTİR.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece bilirkişi raporundaki hesaplamaya göre alacakların kabulüne karar verilmiş, karar Dairemiz tarafından fark ücretin belirlenmesi YÖNÜNDEN BOZULMUŞTUR. Mahkemece bozma ilamı doğrultusunda davanın kısmen kabulüne KARAR VERİLMİŞTİR.

Temyiz:

Karar taraflarca TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

Tapu maliki İmran’ın ölü olduğu anlaşılmakla mahkemece 7201 sayılı Tebligat Kanunundaki düzenlemeler ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.02.2011 gün 2010/5-546-2011/11 sayılı kararı ile Kamulaştırma Kanununun 14/5. maddesi uyarınca tüm mirasçılarına dava dilekçesi ve eklerinin tebliğ edilmesi ile taraf teşkili sağlanarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı düşüncelerle davanın dava şartı gerçekleşmediği gerekçesi ile reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Taraflar arasındaki 4650 s. Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma konusu irtifak hakkı bedelinin tespiti ve bu hakkın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün YARGITAY’ca incelenmesi, davacı idare vekilince verilen dilekçeyle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Davacı, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat ve kendisine ait olan eşyaların davalılarca kullanıldığını belirterek uğradığı eşya bedeli zararını talep etmektedir. Mahkemece, davacının hangi eşyaları ne kadar süreyle kullanmadığının ve gerçek zararının dosya kapsamıyla tespit edilmediği anlaşılmaktadır. Şu halde, davacının hangi eşyaları ne kadar süreyle kullanamadığının araştırılarak ve gerekirse bu hususta bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken açıklanan yönler gözetilmeden eksik inceleme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bozulması gerekmiştir.

Davacı Tatıana vekili Avukat tarafından, davalılar Gül ve diğerleri aleyhine 20/11/2012 gününde verilen dilekçeyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 23/12/2014 günlü kararın YARGITAY’ca incelenmesi davacıyla davalılardan Gül ve Gürhan vekilleri tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan raporla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ.

Devamını Oku..

Dava, kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. İdarece yol ve yeşil alan olarak el atılan bölümler dışında kalan ve fen bilirkişi raporunda (a) ve (c) ile gösterilen kısımların geometrik durumu ve yüzölçümleri gözönünde bulundurulduğunda tek başına kullanımları mümkün olmadığından bu bölüm bedellerinin de davalı idareden tahsiline karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.

Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kısmen kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün YARGITAY’ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçelerle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Devamını Oku..

Dava, tasarım hakkında tecavüz edildiğinin tespiti, önlenmesi ve ortadan kaldırılması, haksız rekabet yapıldığının tespiti, durdurulması, önlenmesi ve oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Dava tarihinde geçerli olan 6102 sayılı TTK’nın 54 ve devamı maddelerinde haksız rekabete ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Bu madde ile hakime, çevreye, zamana ve günün ekonomik koşullarına uyan, uyarlanabilen geniş ve değişik bir kıstas verilmiştir. Kanunun amacı, ekonomik alanda doğruluk ve dürüstlük esaslarının ihlalini önlemek olup, 55. maddede de sınırlayıcı olmamak kaydıyla dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ve ticari uygulamalar gösterilmiştir. Haksız rekabet hükümleri, sadece rakiplerin ekonomik çıkarlarını değil, rekabete dayalı ekonomik düzenin de korunmasını amaçlar. Davacı vekilinin duruşmalardaki beyanları ve dava dilekçesinden, davasını tescilsiz tasarımları bakımından oluşturulan haksız rekabetin önlenmesi ve oluşan zararın giderilmesi için açtığı anlaşılmakla, 6102 sayılı TTK’nın 54 vd. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine ilişkin olan uyuşmazlığın genel hükümlere göre ticaret mahkemeleri tarafından görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir.

Devamını Oku..

 

 Dava trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Somut olayda kaza 14.10.2007 tarihinde gerçekleşmiş, davaya konu trafik kazası sonucunda davacıların desteği vefat etmiştir. Bir kişinin ölümüyle sonuçlanan söz konusu trafik kazası 5237 sayılı TCK’nın 85/1.maddesine göre cezayı gerektiren bir fiil niteliğindedir ve sürücü davacıların desteğinin vefat etmiş olması ve karşı aracın sürücüsü ile birlikte murisin de kusurlu olması sonuca etkili değildir. Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. Buna göre eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nın 85/1 ve 66/1-d maddelerinde öngörülen ceza zamanaşımı süresi 15 yıl olup, bu zamanaşımı süresi dikkate alındığında dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu hale göre zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alınmak suretiyle işin esasına girilip, tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar vermek gerekir.

Devamını Oku..

Özet: Her iki tarafın ticari defterlerinde dava konusu aracın kiralanmasına ilişkin faturanın muhasebe kayıtlarına geçmiş olması nedeniyle taraflar arasında kiralama ilişkisinin kurulmuş olduğu kiralayan davacı tarafından kiracı davalı adına düzenlenen tarihli fatura kapalı olarak düzenlenmiş olup, bedelin ödendiğine karine teşkil ettiğinden ödenmediğinin ispat külfeti davacıya düşmektedir.

Devamını Oku..