Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin30.05.2016 tarihli 2016/6568 Esas ve 2016/10678 Karar sayılı ilamında özetle; 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili istemine ilişkin davada kamulaştırılan taşınmazın arsa niteliğindeki zeminine değer biçilirken dava konusu taşınmazın bulunduğu yerden ve benzer yüz ölçümlü taşınmazların emsal olarak alınması ve emsal ile dava konusu taşınmazın üstün ve eksik yönlerinin oranı da belirtilmek suretiyle kıyaslanması gerekir. Hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporunda kıyasi emsal olarak, Öztürk Mahallesinde bulunan 19982 ada 2 parsel sayılı taşınmazın 22.01.2007 ve 21.03.2007 tarihlerinde yapılmış iki ayrı hisse satışı emsal alındığı halde, aynı taşınmazın ilk pay satışının dava konusu taşınmazdan 2 kat, ikinci pay satışının ise 3,93 kat daha değerli olduğu kabul edilmek suretiyle metrekare birim fiyatı belirlendiğinden alınan rapor inandırıcı bulunmamıştır.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 02.05.2016 tarihli 2015/1495 Esas ve 2016/9745 Karar sayılı ilamında özetle; Çalışma süreleri ve fazla mesai ile ilgili sınırlamalar yasada belirli olup 270 saatlik sınır -yıl bazında- getirilmiştir. Günlük azamî 11 saatlik sınırı aşmadığı ve diğer yasal esaslara uyulduğu müddetçe 270 saatin yılın herhangi bir evresinde tamamlanması mümkündür. Bir yılın 12 ay, yıllık fazla mesai sınırının da 270 saat olduğundan hareketle ayda 270/12 = 22,5 saat yahut bir adım daha ileri gidip haftada 22.5 / 4 = 5.625 saat şeklinde bir sınırlamanın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Yönetmelik 5. madde de farklı bir nitelemeye elverişli değildir. Aylık ücrete fazla mesai ücretlerinin dahil olduğunun kararlaştırıldığı hallerde işçi yıl içinde ne zaman 270 saatlik fazla mesai süresini doldurursa, ardından yaptığı her fazla saatlerle çalışma için ücrete hak kazanacaktır. Bunun aksine yıl içinde henüz 30 saat dahi fazla çalışması bulunmayan işçi, bir aylık sürede örneğin 23 saat fazla çalışma yaptığı için fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. 270 saat yıllık ölçüttür. Sözleşmelerle bunun yıl içinde dağıtımı başka şekilde kararlaştırılabileceği gibi işyerinin, işin gerekleri, somut olay özellikleri nedeniyle de fazla çalışma sürelerinin toplamı aydan aya da farklılık arz edebilir. Olayda, günlük 11 saati aşmayan çalışmalar için 270 saatlik sürenin dolmasından sonra yapılan fazla çalışmaların hesaplanması için bilirkişiden yeniden rapor aldırılarak bir karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 04.05.2016 tarihli 2016/10820 Esas ve 2016/10050 Karar sayılı kararında özetle; Somut olayda dava tarihi 03.08.2015 olup, dosyada bulunan ilama göre müflis davalı K… Yapı Endüstri ve Ticaret A.Ş’nin 04.06.2015 tarihi itibarıyla iflasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Buna göre dava tarihi itibarıyla davalı K…. Yapı Endüstri ve Ticaret A.Ş müflis haldedir. Bu husus müflis şirket yetkilisi tarafından mahkemeye 17.11.2015 tarihli dilekçe ile bildirilmesine rağmen dava dilekçesi ve gerekçeli karar dahil olmak üzere dosya kapsamında yapılması gereken tüm tebligatlar davalı müflis şirkete yapılmıştır. Oysa iflas eden şirketin, bütün hak ve borçları yasa gereği olarak iflas masasına intikal ettiğinden ve müflisin bu hak ve borçları üzerinde tasarruf ehliyeti kalkacağından husumetin iflas masasına yönetilmesi gerekecektir. Diğer yandan iflas açıldıktan sonra masaya giren tüm mal, hak ve alacaklara ilişkin dava açılması ve açılmış davanın takibi iflas idaresine aittir (İİK m. 194). Davayı müflis şirket yönünden iflas idaresinin temyiz ettiği de dikkate alındığında davalı K.. Yapı Endüstri ve Ticaret A.Ş’ ye yapılan tebligat usülsüz olup, davada taraf teşkili sağlanmadan karar verilmiştir. Yapılacak iş; dava dilekçesi müflis davalı K… Yapı Endüstri ve Ticaret A.Ş yönünden iflas idaresine tebliğ edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilip hüküm kurulmalıdır. Diğer yandan davalı şirketin dava tarihinden önce iflas etmiş olması mahkemenin görevini de etkileyecektir. Buna göre K… Yapı Endüstri ve Ticaret A.Ş dava tarihinden önce iflas ettiğinden dava konusu alacağın iflas masasına kaydedilip kaydedilmediği araştırılıp, kaydedilmemesi durumunda bu şirkete yönelik dava tefrik edilerek müflis şirket yönünden iflas kararı veren Ticaret Mahkemesinin bulunduğu yerdeki herhangi bir Ticaret Mahkemesinde kayıt kabul davası açılmak üzere görevsizlik kararı verilmeli; diğer davalı yönünden ise işin esasına girilerek bir karar verilmelidir.
Devamını Oku..
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi’nin 12.10.2015 tarihli 20157217 Esas ve 2015/11595 Karar sayılı kararında özetle; müşterek malik durumundaki davalıların kabul beyanlarının ancak kendi payları yönünden geçerli olacağı, buna karşılık somut olayda davayı kabul etmeyen davalı payı yönünden yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye elverişli olmadığından, doğru neticeye ulaşabilmek için mahallinde yaşlı ve yansız, yöreyi iyi bilen mahalli bilirkişiler, taraf tanıkları ve tespit bilirkişilerin katılımı ile keşif yapılması, keşif sırasında bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın geçmişte ne durumda bulunduğunun, kime ait olduğunun, kimden nasıl intikal ettiğinin, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığının sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde yüzleştirme yapılarak çelişkinin giderilmesi, tespite aykırı sonuca varılması halinde tespit bilirkişilerinin tanık sıfatıyla ve gerekirse yüzleştirme yapılarak dinlenerek aykırılığın giderilmesine çalışılması, yapılacak değerlendirmede de nizalı taşınmaz üzerinde davacı lehine 3402 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen hususların gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmesi gerektiği gözetilmelidir.
Devamını Oku..
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 13.01.2015 tarihli 2014/19364 Esas ve 2015/168 Karar sayılı kararında özetle; kambiyo senetlerinde imzaların istiklali ilkesi geçerli olduğundan, kendi imzasını inkar etmeyen davacı keşidecinin, lehdarın imzasının sahte olduğuna dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı yönünde hüküm tesis edilmiştir.
Davacı vekili, müvekkili şirket yetkilisinin 04.05.2013 tarihli, 50.000-TL bedelli çeki P… Petro Kimya Pet. Ltd. Şti.’ne verilmek üzere düzenleyip şirkette bıraktığını, bir süre sonra Cemal isimli kişinin müvekkili şirket yetkilisini arayarak çekin kendisinde olduğunu ve ödeme yapıp yapmayacaklarını sorduğunu, bunun üzerine çekin P… Petro Kimya Pet. Ltd. Şti.’ne hiç ulaşmadığının tespit edildiğini, çekin arkasına P… Petro Kimya Pet. Ltd. Şti. kaşesi basılmak suretiyle sahte imza atıldığını, sahte ciro nedeniyle ciro silsilesinin bozulduğunu, çeki elinde bulunduranın meşru hamil olmayacağını, çek müvekkilinin rızası hilafına üçüncü kişilerin eline geçtiğinden savcılığa şikayette bulunduklarını, çek arkasında imzası bulunan davalı B… Turizm Ltd. Şti. ve Kılıç Kardeşler Ltd. Şti. ile müvekkili arasında ticari bir ilişki bulunmadığını belirterek, müvekkilinin çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve DAVA ETMİŞTİR.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.06.2015 tarihli 2014/6-315 Esas ve
2015/1744 Karar sayılı kararında özetle; yasal onalım hakkından bahsedebilmek için paylı mülkiyet hükümlerine tabi bir taşınmazdaki payın üçüncü şahsa satılması gerektiği, bu hakkın konusunun pay satışı olduğu, gerçek bir satışın konusu olmayan, satış mahiyetinde bulunmayan pay temliklerinde kanuni onalım hakkının doğmayacağı, yine kural olarak, hibe ile temlikin amaçlandığının iddia edildiği durumlarda, payı temlik alan davalı muvazaalı resmi işlemin tarafı olduğundan ve hiç kimse kendi muvazaasına dayanamayacağından muvazaa iddiasının dinlenmeyeceği, öte yandan akrabaya satışta ortada satış sözleşmesinin bir unsuru olan bedel zikredilmiş olsa bile bunu mücerret bir satış olarak kabul etmeye imkan bulunmadığı, somut olayda ise pay satışı, davalının evlat edinilmesi kararının kesinleşme tarihinden çok önce olup, satışın gerçekleştiği sırada davalı, satış yapan pay malikinin evlatlığı ya da akrabası olmadığından satış tarihinden evvel davalının, pay malikinin bakımını uzun zamandır üstlenmesi de evlatlık ilişkisinin kurulması için yeterli olmayacağından, davacının onalım hakkının bulunduğunun kabulü gerektiği gözetilmelidir.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 19.04.2016 tarihli 2016/6603 Esas ve 2016/11571Karar sayılı kararında özetle; Mahkemece, ispat yükünün alacaklıda olduğu göz önünde bulundurularak, öncelikle imzaların borçlu şirket yetkilisine ait olduğu yönünde alacaklının elindeki deliller sorulup HMK’nun 324. maddesi kapsamında delil avansının yatırılması yönünde işlem yapıldıktan ve borçluların da göstereceği deliller varsa aynı yöntemle toplandıktan sonra İİK’nun 170. maddesi uyarınca imza incelemesi yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile imza itirazının reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Devamını Oku..
Dan
ıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 30.04.2014 tarihli 2014/205 Esas ve 2014/313 Karar sayılı ilamında özetle; Ek katma değer vergisi tahakkuku yapılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktaysa da, davacı tarafından “İthal Eşyasına Ait Kıymet Bildirim” formunda yapılan ilave kıymet tutarının da göz önüne alınması suretiyle ek tahakkukun matrahının hukuka uygunluğu incelenerek mahkemece yeniden bir karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Danıştay 12. Daire’sinin 05.11.2015 tarihli 2015/3035 Esas ve 2015/5752 Karar sayılı ilamında özetle; 21.05.2016 tarihinde www.memurlar.net’de; “Danıştay: EKPSS’ye giren adayın sınavının iptali hukuka uygun değil. Danıştay 12. Dairesi, 2014 EKPSS’de adayın sınavının iptal edilmesinin hukuku aykırı olduğuna karar verdi. 2014 EKPSS’de yaşanan olayda, ÖSYM sınav sonrasında, kamera kayıtlarının incelenmesi neticesinde, bir engelle adayın sınavını iptal etmiştir. ÖSYM, adayın okuyucu-işaretleyiciden yardım aldığı gerekçesiyle sınavı iptal etmiştir. Açılan davada, idare mahkemesi ÖSYM’yi haklı bulmuştur.” şeklinde yer alan habere ilişkin Danıştay Kararı yer almaktadır.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 26.04.2016 tarihli 2016/9418 Esas ve 2016/12308 Karar sayılı ilamında özetle konu, icra müdürünün haciz talebini yerine getirme konusunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmadığının kabulü gerekeceği yönündedir. Ancak kural bu olmakla birlikte, İİK’nun 82. maddesine 02/07/2012 tarih ve 6352 Sayılı Kanun’un 16. maddesi ile eklenen son fıkrada yer alan “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” düzenlemesi karşısında, icra memurunun haczi talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, bu doğrultuda haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi vardır. Görüldüğü gibi burada tanınan takdir yetkisi, İİK’nun 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra müdürünün bunun dışında, haciz yapılan adresin üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi olmadığı gibi haczedilen şeyin İİK’nun 83/c maddesi kapsamında olup olmadığını takdir etme yetkisi de bulunmamaktadır. Böyle bir durumda yapılması gereken iş, istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK’nun 97. ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. Buna göre, icra müdürü alacaklının gösterdiği adreste haciz yapmak zorundadır. Hacizden sonra üçüncü kişiler veya alacaklı icra mahkemesinde istihkak davası açabilirler. O halde, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, haciz işleminden sonra ilgilisince şikayet konusu yapılabilecek hususlar değerlendirilerek yazılı gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
Devamını Oku..
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 15.02.2016 tarihli 2015/16854 Esas ve 2016/1693 Karar sayılı ilamında özetle; iştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana ile babanın mali durumlarına göre takdir edilir. Buna göre, nafaka takdirinde; çocuğun yaşça büyümesi nedeniyle artan ihtiyaçları ile ana ve babanın mali durumlarındaki değişiklik araştırılıp, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyacak bir karar verilmelidir. Somut olayda; artırılması istenilen nafakanın 24.09.2013 tarihinde kesinleşen anlaşmalı boşanma davası ile kararlaştırıldığı, iş bu davanın açıldığı 11.02.2015 tarihinde ise aradan geçen yaklaşık bir yıllık sürede çocuk Sena’nın ortaokulda öğrenim gördüğü, çocuğun biraz daha büyüyüp masraflarının biraz daha arttığı, bu sebeple nafakanın da hakkaniyet ölçüsünde artırılması gerektiği uygun görülse de; babanın gelirinde belirgin bir artışın olmaması, yeniden evlendiği ve bir çocuğunun daha olduğu, bu sebeplerle bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısının arttığı gözönüne alındığında mahkemece, aylık 200 TL’lik artış yapılarak yüksek olacak şekilde nafakaya hükmedilmesi doğru görülmemiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.02.2016 tarihli 2014/7-688 Esas ve 2016/183 Karar sayılı kararında özetle; uyuşmazlık; iş sözleşmesinin işverence haklı nedenle feshedilip edilmediği ve buna bağlı olarak davacının ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Somut olayda, davacı taraf, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini iddia etmiştir. Davalı taraf ise, devamsızlık olgusuna dayanmış ve delil olarak da devamsızlık tutanakları sunmuştur. Bu durumda, davacının devamsızlık yaptığına ilişkin tutanaklarda imzası bulunan zabıt mümzilerinin tanık olarak beyanı alınmalı ve dosya içindeki diğer tüm deliller ile birlikte bir değerlendirmeye tabi tutulduktan sonra karar verilmelidir. Eksik inceleme ile davacının salt beyanına itibarla hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi’nin 03.04.2014 tarihli 2014/4930 Esas ve 2014/6188 Karar sayılı ilamında özetle; taşınmazın, Orhangazi ilçe merkezine ve Bursa-Yalova-İstanbul yoluna yakın olup çevresinde çok sayıda otel, motel, sosyal tesisler ve çeşitli fakbrikalar bulunduğu, belediye hizmetlerinden kolayca yararlanılabilecek konumda olduğu, etrafında yapılaşma başladığı, Orhangazi ilçesinin ihracat merkezi özelliği taşıdığı, dünya ülkelerine ihracat yapan yaş meyve ve sebze firmalarına ait soğuk hava depolarının bu bölgede bulunduğu gibi hususların tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın değerinde %40 oranında objektif değer artışına neden olabileceği düşünülmeden %20 oranında objektif değer artışı uygulayan bilirkişi kurulu raporuna göre karar verilmesi kanuna aykırıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 11.04.2016 tarihli 2015/11397 Esas ve 2016/4355 Karar sayılı ilamında özetle; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali-tescil ve tenkis isteğine ilişkindir. Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu’nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu’nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Devamını Oku..
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 06.04.2016 tarihli 2014/22421 Esas ve 2016/4214 Karar sayılı ilamında özetle; dava, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkindir. Paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belli bulunması durumunda, davacı paydaş tarafından davalı paydaş aleyhine bu taşınmaza ilişkin elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri dava açılması hallerinde yine intifadan men koşulu aranmaz. Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. Somut olayda hükme yeterli bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur. Hâl böyle olunca, konunun uzmanı bilirkişiler ile yerinde keşif yapılarak dava konusu taşınmazda tüm paydaşları bağlayan fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığının araştırılması, oluşmuş ise hangi bölümün hangi paydaşa bırakıldığının belirlenmesi ve bu durumun bilirkişilerce krokilerinde işaretlenmesi ve davacının kullanımına bırakılan bölüme bir elatma var ise ecrimisil hesabı yapılması, eğer fiili kullanım biçiminin oluşmadığı saptanır ise de paylı mülkiyet hükümlerine göre payından az yer kullandığını iddia eden davacının davası dinlenemeyeceğinden davanın tümden reddi gerekir.
Devamını Oku..