Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 12.07.2013 tarihli 2013/11622 Esas ve 2013/13283 Karar sayılı kararında özetle; feshin geçerli olduğunu belirleyen kesin hüküm işçinin ihbar ve kıdem tazminatına hak kazandığı sonucunu doğurur. Zira geçerli fesih, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı almasına engel teşkil eden “haklı fesih” değildir.
Devamını Oku..
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 10.05.2012 tarihli 2012/2962 Esas ve 2012/4028 Karar sayılı kararında özetle; işçi alacağı ilamda brüt olarak belirtilmiş ise, alacaklı vergi ve sigorta primlerini indirdikten sonra net miktar üzerinden takip yapabilir. Kıdem tazminatının en yüksek mevduat faizi, fesih tarihinden itibaren birer yıllık devreler halinde hesaplanır. En yüksek mevduat faizi oranı hakkında bankalardan fiilen uygulanan faiz oranları sorulmalıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 08.12.2015 tarihli, 2014/21963 esas sayılı 2015/34027 sayılı kararına göre; fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları yönünden, davacı haftada kaç saat fazla çalışma yaptığını, hangi hafta tatillerinde ve genel tatillerde çalıştığını belirleyebilmekte ise de hakimin hesaplanan miktardan hangi oranda takdiri indirim yapacağını bilebilecek durumda değildir. Bu sebeple, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Uyuşmazlık konusu kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve yemek ve yol ücreti farkı alacakları bakımından, talep içeriğinden de açıkça anlaşıldığı üzere, davacı çalışma süresini, en son ödenen ücreti, alması gerektiğini iddia ettiği aylık ücret miktarını, hak kazandığı yıllık izin süresini ve kaç gün ücretli izin kullandığını, ödenmeyen yol ve yemek ücreti miktarını belirleyebilmektedir. Tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri de belirleyebilecek durumdadır. Bu halde kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve yol ve yemek ücreti farkı alacakları, belirsiz alacak değildir. Dava konusu edilen alacakların gerçekte belirlenebilir olmaları ve belirsiz alacak davasına konu edilemeyecekleri anlaşılmakla, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin ve yol ve yemek ücreti farkı alacakları yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin 27.01.2016 tarihli, 2015/17413 esas ve 2016/1263 sayılı kararına göre; kamulaştırılan taşınmaz ile emsalin üstün ve eksik yönleri belirlenip kıyaslaması yapılarak zeminine; resmi birim fiyatları esas alınıp, yıpranma payı da düşülerek binaya değer biçilmesinde ve tespit edilen bedelin bloke ettirilerek hükmün kesinleşmesi beklenmeden davalı tarafa ödenmesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Arazi niteliğindeki taşınmazlara objektif değer artırıcı unsur ilavesi mümkün iken arsa ve yapılara objektif değer artırıcı unsur ilavesi mümkün olmadığı halde yapılara objektif değer artırıcı unsur ilave edilmek sureti ile fazla bedel tespiti doğru görülmemiştir.
Taraflar arasındaki 4650 s. Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda: Davanın kabulüne dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün YARGITAY’ca incelenmesi, taraf vekillerince verilen dilekçelerle istenilmiş olmakla, dosyadaki belgeler okunup uyuşmazlık anlaşıldıktan sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Devamını Oku..
Yargıtay 21. Ceza Dairesi’nin 01.02.2016 tarihli 2015/6387 esas ve 2016/619 sayılı kararına göre; sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin incelemede; sahte olduğu iddia edilen belgelerin asıllarına ulaşılamamış olması karşısında fotokopilerden ibaret belgelerin resmi belgede sahtecilik suçu yönünden “belge” vasfını taşımayacağı cihetle, suçun maddi unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle beraate karar verilmesi gerekirken mahkumiyete hükmedilmiş olması yasaya aykırıdır.
Devamını Oku..
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 14.12.2015 tarihli 2015/15612 Esas ve 2016/14108 Karar sayılı ilamında özetle; dava, hayat sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 6762 sayılı TTK.nun 1269. maddesi (6102 sayılı TTK’nun 1453. maddesi) uyarınca malı rehin alan kimse o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı yasanın 1270. maddesi (6102 sayılı TTK’nun 1406. maddesi) uyarınca bir başkasının da rehin konusu malı rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Somut olayda, davaya konu hayat sigortası poliçesinde, dava dışı bankanın dain mürtehin sıfatı ile hak sahibi olduğu görülmüştür. Davacının sigorta poliçesine dayanarak tazminat talebinde bulunabilmesi için dain ve mürtehinin bu konuda açık muvafakatının olması gerekmektedir. Bu durumda Hakem Heyeti’nce, dain mürtehin sıfatı bulunan dava dışı bankadan davaya muvafakatinin olup olmadığı sorularak sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.05.2015 tarihli 2015/17-437 Esas ve 2015/1471 Karar sayılı ilamında özetle; dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; tek taraflı ve sürücünün tam kusuru ile meydana gelen trafik kazalarında ölen sürücünün yakınlarının, aracın trafik sigortacısı şirketten destekten yoksun kalma tazminatı talebi halinde 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere trafik kazaları bir haksız fiildir. Haksız fiil mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 41. maddesinde tanımlanmış, Kanun’un 60. maddesinde ise haksız fiilden zarar görenin zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zamanaşımı süreleri düzenlenmiştir. Olayda, TCK 85. madde kapsamında taksirle öldürme suçunun varlığının sabit olduğundan, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/2. maddesi uyarınca ceza zamanaşımının uygulanması gerekmektedir ve kazaya neden olan kişi hakkında ölümü nedeniyle bir ceza davasının açılmamış olması, uzamış ceza zamanaşımının uygulanmasına engel değildir. Buna göre davacının desteğinin tam kusuru ile neden olduğu ve kendisinin ölümü ile sonuçlanan trafik kazasının aynı zamanda TCK’nun 85/2 maddesinde düzenlenen ve taksirle öldürme suçuyla ilgili ceza davasının TCK’nun 66/1-d maddesi uyarınca onbeş yıllık zamanaşımı süresine tabi olması; 2918 sayılı KTK’nun 109/2 maddesi uyarınca bu sürenin görülmekte olan maddi tazminat davası için de geçerli olması; davanın olay tarihi üzerinden onbeş yıl geçmeden açılmış olması karşısında, somut olayda zamanaşımının gerçekleşmediği açıktır.
Devamını Oku..
Anayasa Mahkemesi’nin İptal Davaları / İtiraz Başvuruları başlıklı 16.12.2015 tarihli 2013/3017 Karar sayılı kararında özetle; 05.02.2016 tarihinde http://www.hurriyet.com.tr’de; “Zorla sakalı kesilen mahkuma 7 bin lira tazminat kararı. Anayasa Mahkemesi, cezaevinde isteği dışında sakalı kesilen mahkum yönünden, eziyet yasağı ile devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verdi.Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, 2006’da resmi evraktasahtecilik ve kamu kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından mahkumiyetinin infazı için Şanlıurfa Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildi. İnfaz koruma memurları tarafından sakalını kesmesi söylenen tutuklu, böyle bir kural olup olmadığını sordu ve sakalını kesmek istemediğini belirtti. Tartışmanın ardından müşahede odasına alınan “… sakalı kesildi.” şeklinde yer alan habere ilişkin Anayasa Mahkemesi Kararı.
Devamını Oku..
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 28.09.2015 tarihli 2015/6911 Esas ve 2015/14576 Karar sayılı ilamında özetle; davacının, Milli Eğitim Bakanlığı Açık Öğretim Lisesi Müdürlüğü öğrencisi olduğu, eldeki dava ile davacının, eğitimine devam edebilmek için davalı babasından yardım nafakası talep ettiği anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece; tarafların gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, nafakanın niteliği, davalının gelir durumu, mirasçılıkta da aynı sırada yer alan dava dışı annenin de nafakaya katılma yükümlülüğü bulunduğu nazara alınarak, TMK’nun 4.maddesinde vurgulanan hakkaniyet ilkesine uygun şekilde davacı lehine bir miktar nafakaya hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle davacının öğrenim süresinin uzamasının nafaka almasına engel olacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 13.01.2016 tarihli 2015/23708 Esas ve 2016/579 Karar sayılı ilamında özetle; alacaklı tarafından borçlu hakkında genel haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, borçlu icra mahkemesine başvurusunda, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini ileri sürerek tebliğ tarihinin düzeltilmesini istemiştir. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi gereğince tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Borçlunun kendisine gönderilen ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürmesi İİK’nun 16. maddesi anlamında bir “şikayet” olup, aynı Yasanın 16/l. maddesi gereğince bu şikayetini işlemi öğrenme tarihinden itibaren 7 günlük sürede icra mahkemesine yapması gerekir.
Devamını Oku..
Danıştay’ın 4. Dairesinin 04.06.2014 tarihli 2011/5086 esas 2014/4165 numaralı kararına göre;
şirket adına düzenlenen ödeme emirleri şirketin bilinen adresinde bulunamamasından dolayı ilanen tebliğ edilmiş ise de; şirketin kanuni temsilcisinin ikametgah adresi, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 101 inci maddesinde sayılan belgelerde yer alması halinde bu Kanun uyarınca bilinen adreslerden olup, ödeme emirlerinin kanuni temsilcinin ikametgah adresinde tebliğ yolu denenmeksizin ilanen tebliği yasaya uygun olmadığından ve şirket adına düzenlenen ödeme emirleri usulüne uygun şekilde tebliğ edilmeden şirketten tahsili olanaksız hale gelmiş bir vergi borcundan söz edilemeyeceğinden, bu vergi borcundan dolayı davacının kanuni temsilci sıfatıyla takibine yasal olanak bulunmamaktadır.
Devamını Oku..
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15.09.2015 tarihli 2015/10053 esas 2015/21168 numaralı kararına göre; kural olarak iki kişi arasında mevcut olan bir hukuki ilişkiye dayanan, henüz doğmamış olmakla birlikte ileride doğması muhtemel bulunan alacaklara müstakbel alacak denir. Müstakbel ya da doğacak alacaklar için haciz ihbarı yada haciz yazısı gönderilebilmesi, üçüncü kişi ile borçlu arasında süregelen bir hukuki ilişkinin varlığına bağlıdır. Hukuki münasebetin varlığı ve bu ilişki nedeniyle borçluya ödenecek ve devamlılık arzeden bir alacağın bulunduğu hallerde, üçüncü kişiye haciz yazısı gönderilebilir. Müstakbel bir alacaktan bahsedilebilmesi için, bir hukuki ilişkinin mevcut olması, bu hukuki ilişkiden doğacak alacağın cinsinin ve borçlunun belli olması yeterlidir. Alacağın miktarının belli olup olmaması veya böyle bir alacağın doğmama ihtimalinin bulunması önemli değildir. İşçiler ve memurların işveren nezdinde işleyecek ücret alacakları, müstakbel alacaklara örnek olarak gösterilebilir. Kanun, ücret hacizlerinde, bu anlamdaki müstakbel alacakların haczedilebileceğini açıkça kabul etmektedir. Bu durumda, borçlunun çalıştığı kurumdan ileride emekli olması halinde alacağı emekli ikramiyesine haciz konulabilir. Öte yandan, yasalarda işçi emekli ikramiyesinin haczedilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, borçlunun ileride doğması muhtemel emekli ikramiyesinin tamamı haczedilebileceğinden, bu yöne ilişkin şikayetin tümden reddine karar verilmesi gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 30.09.2015 tarihinde, 2015/2488 esas ve 2015/2187 sayılı kararına göre; karşı temyiz etmeyen tarafa karşı temyiz hakkının tanınması gerektiği konusunda hüküm kurmuştur.
Söz konusu karar özetle; Her ne kadar uygulamada iş mahkemesinde karşı temyiz yolu ile temyiz hakkı tanınmamakta ise de gerek iş hukuku mevzuatında gerekse de HUMK’nun temyize ait hükümlerinde bunu engelleyen bir hüküm bulunmadığı açıktır. Bu nedenle 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfiyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 433/1. maddesi gereğince temyiz dilekçesinin hüküm veren mahkeme aracılığı ile karşı tarafa tebliğ edilmesi ve karşı tarafa temyiz dilekçesine karşı cevap verme ve karşı temyiz isteminde bulunmak hakkının tanınması gereklidir.
Devamını Oku..
Davacı işçi ücretin eksik ödendiği noktasında bir talepte bulunmamıştır. Bu noktada fesih nedeni, gerçek ücret üzerinden sigorta priminin yatırılmamış oluşudur. Mahkemece yapılan yargılama sırasında davacının aylık ücreti 4.000,00TL olarak kabul edilmiş ve bu miktar üzerinden hesaplanan fazla çalışma, resmi tatil ve yıllık izin ücreti alacakları kabul edilmiştir. Bu durumda davacının 2009 yılı 9 ayından itibaren sigorta primlerinin eksik ücret üzerinden yatırıldığı iddiası mahkemece de kabul edilmiştir. Davacının sigorta primlerinin eksik ödenmesi işçiye 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24/2 (f) maddesi uyarınca haklı fesih imkanı vermektedir. Öte yandan davacı işçi fesih yazısında ve dava dilekçesinde günlük çalışma saatlerini açıklamış ve fazla çalışma ücreti ile genel tatil ücretlerinin ödenmediğini bildirmiştir. Davacı işçinin haklı fesih iddiaları arasında ödenmeyen fazla çalışma ile genel tatil ücretlerinin yer aldığı kabul edilmelidir. İşçi ücretlerinin yasalara uygun olarak ödenmemiş oluşu da İş Kanunu’nun 24/2 (e) bendi uyarınca haklı fesih nedenidir. Davacı işçinin iş sözleşmesini haklı olarak feshettiği kabul edilmelidir. Davacının kıdem tazminatına hak kazandığının kabulü gerekir.
Devamını Oku..
Yargıtay Büyük Genel Kurul’unun 30.11.2015 tarihli, 2015/21769 esas numaralı 2015/20896 numaralı kararına göre; Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin Türkiye’de sigorta başlangıç tarihi olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.2015 T., 2013/10-2279 E., 2015/1726 K. sayılı kararında belirtildiği üzere; anılan sözleşme hükmünün uygulanabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında imzalanan sosyal güvenlik sözleşmesi kapsamında, Türkiye’de sigorta başlangıcına esas olan Alman Rant Sigortasına giriş tarihinin, 3201 sayılı Kanun kapsamında borçlanılması ile mümkündür. Yapılması gereken iş; davacı tarafa yöntemine uygun şekilde verilecek mehille, Alman Rant sigortasına giriş tarihini içerecek şekilde yurt dışı borçlanması, usulünce sağlanmalı ve borçlanmanın varlığı halinde, sigorta başlangıcına hükmedilmelidir.
Devamını Oku..