Blog

mahkeme yargıtay danıştayAnayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvuru neticesinde verilen karar aşağıdaki gibidir. Bireysel başvuru dilekçesinde; başvuruyu yapan, cezaevinde slogan attığı için verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğüne, diğer taraftan Cumhuriyet Savcısının mütalaası tebliğ edilmeden İnfaz Hakimliğince gerekçesiz olarak reddedilmesinden dolayı adil yargılama hakkının  ve son olarak disiplin cezasının öngörülebilir olmamasının suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğini belirtmiştir.
Başvuru 4/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi VASITASIYLA YAPILMIŞTIR. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı TESPİT EDİLMİŞTİR.

BAŞVURU SÜRECİ

Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/3/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına KARAR VERİLMİŞTİR.

Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine KARAR VERİLMİŞTİR.

Başvuru konusu olay ve olgular 7/5/2015 tarihinde BAKANLIĞA BİLDİRİLMİŞTİR. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 8/7/2015 tarihinde Anayasa MAHKEMESİNE SUNMUŞTUR.

Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 21/7/2015 TARİHİNDE BİLDİRİLMİŞTİR. Başvurucu, karşı görüşlerini 4/8/2015 tarihinde Anayasa MAHKEMESİNE SUNMUŞTUR.

OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

Başvurucu, başvuru tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü OLARAK BULUNMAKTADIR.

Başvurucunun 30/3/2012 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte “ölen insanları anmak” için “Şehitlerimizin hesabını sorduk, soracağız”, “Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm”, “Tecride işkenceye son, yaşasın mücadelemiz, yaşasın önderimiz Dursun Karataş” şeklinde slogan attığı TESPİT EDİLMİŞTİR.

Başvurucu, Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığının 11/4/2012 tarihli ve K.2012/268 sayılı kararı ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi hükmü uyarınca “2 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasıyla CEZALANDIRILMIŞTIR.

Söz konusu karara karşı başvurucunun yaptığı itiraz, Tekirdağ İnfaz Hakimliğinin 26/11/2012 tarihli ve E.2012/1294, K.2012/3075 sayılı kararıyla REDDEDİLMİŞTİR.

İnfaz Hakimliği kararının gerekçe kısmı şöyledir:

“…Disiplin Kurulunun 11/04/2012 tarihli 2012/268 sayılı kararında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, soruşturmanın süresinde açıldığı ve bitirildiği, eylemin nitelendirilmesinde bir hatanın olmadığı, cezanın da mevcut düzenlemeler çerçevesinde belirlendiğinden yerinde görülmeyen şikayet başvurularının reddine…”

İnfaz Hakimliği kararına karşı yapılan itiraz, Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 31/12/2012 tarihli ve 2012/1844 Değişik İş sayılı kararında “…kararın usul ve yasaya uygun olduğu, her hangi bir usul ve yasa hükmüne aykırılık bulunmadığı…” gerekçesiyle reddedilmiş, karar başvurucuya cezaevinde 31/1/2013 tarihinde TEBLİĞ EDİLMİŞTİR.

Başvurucu 4/3/2013 tarihinde bireysel BAŞVURUDA BULUNMUŞTUR.

İlgili Hukuk

16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu’nun “İnfaz hakimliğince şikayet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Şikayet başvurusu üzerine infaz hakimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukeviyle ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikayet üzerine infaz hakimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hakimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”

16. 5275 s. Kanun’un 37 nci maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmeliklerle idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde, eyleminin niteliğiyle ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır.

(2) Suç oluşturan eylemlerden dolayı açılan kamu davası, disiplin soruşturması yapılmasını ve cezanın uygulanmasını engellemez”

17. 5275 s. Kanun’un 42 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:

“(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen YOKSUN BIRAKILMASIDIR.

(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:

e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak,

…”

18. 5275 s. Kanun’un 43 üncü maddesinin (1) numaralı fıkrası ve (2) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“(1) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi GÖRÜŞÜNE ÇIKARILMAMASIDIR.

(2) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasını gerektiren eylemler şunlardır:

d) Kurumda korku, kaygı veya panik yaratabilecek biçimde söz söylemek veya davranışta bulunmak.”

İNCELEME VE GEREKÇE

Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 4/3/2013 tarihli ve 2013/1869 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 30/3/2012 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte demokratik haklarını kullanarak ifade özgürlüğü kapsamında attıkları sloganı “gereksiz” olarak nitelendirmek suretiyle “2 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasıyla cezalandırıldığını, bu şekilde dış dünyayla bağlantısının tamamen koparıldığını ve tecrit içinde tecrit uygulandığını, “gereksiz” ibaresinin soyut ve muğlak olması nedeniyle Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırı olduğunu, İnfaz Hakimliği kararının gerekçesiz olduğunu, bu karara itiraz aşamasında Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı savunma hakkı tanınmadığı için silahların eşitliği ilkesinin ihlal edilerek adil yargılanma hakkının elinden alındığını, şiddete dayanmayan bir protesto yöntemi olan slogan atma eylemi nedeniyle hem kendisinin hem de ailesinin cezalandırılmasının demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürerek ifade özgürlüğünün, suç ve cezada kanunilik ilkesinin ve adil yargılanma hakkının ihlal EDİLDİĞİNİ BELİRTMİŞTİR.

B. Değerlendirme

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu bakımdan başvurucunun, slogan atması nedeniyle hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünün, disiplin cezasına konu 5275 s. Kanun’un 42 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin muğlak ve belirsiz olması nedeniyle suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının Anayasa’nın 26 ncı maddesi; Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasının ise Anayasa’nın 36 ncı maddesi kapsamında İNCELENMESİ GEREKİR. Somut olay bakımından temel sorun, başvurucunun slogan atması nedeniyle hakkında disiplin cezasının uygulanması olduğundan başvurucunun diğer şikayetlerinin ayrıca incelenmesine GEREK GÖRÜLMEMİŞTİR.

Kabul Edilebilirlik

Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Ceza İnfaz Kurumunda demokratik hakkını kullanarak attığı sloganın “gereksiz” olarak nitelendirilmek suretiyle “2 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasıyla cezalandırıldığını belirterek ifade özgürlüğünün, İnfaz Hakimliği kararına yaptığı itiraz aşamasında Cumhuriyet savcısının mütalaasına karşı savunma hakkı verilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini İDDİA ETMİŞTİR.

Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin olarak herhangi bir HUSUS BELİRTİLMEMİŞTİR.

Başvurucunun, cezaevinde slogan atması nedeniyle hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ve Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiası açıkça dayanaktan YOKSUN DEĞİLDİR. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu kısımlarının kabul edilebilir olduğuna karar VERİLMESİ GEREKİR.

Esas Yönünden

a. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

Başvurucu; hükümlü olarak bulunduğu Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 30/3/2012 tarihinde arkadaşlarıyla birlikte demokratik haklarını kullanarak ifade özgürlüğü kapsamında attıkları sloganı “gereksiz” olarak nitelendirmek suretiyle “2 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasıyla cezalandırıldığını, bu ibarenin soyut ve muğlak olduğunu İLERİ SÜRMÜŞTÜR.

Bakanlık; ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığı, gerçekleştirilen müdahalenin yasayla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı temelinde incelenmesi gerektiğini belirterek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarına atıfta bulunarak cezaevlerinde düzenin ve disiplinin sağlanmasının çok önemli olduğundan kuralların daha sıkı uygulanabileceğini ve bu tür uygulamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesine uygun olacağını İFADE ETMİŞTİR. Bakanlık, başvuru konusu olayda başvurucunun gereksiz olarak slogan atması nedeniyle disiplin cezasıyla CEZALANDIRILDIĞINI BELİRTMİŞTİR.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda yasada açıkça belirtilmeyen bir nedenle cezalandırma yoluna gidildiğini ve hakka getirilen kısıtlamaların dar yorumlanması GEREKTİĞİNİ BELİRTMİŞTİR.

Anayasa’nın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26 ncı maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma HAKKINA SAHİPTİR. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına ENGEL DEĞİLDİR.

Bu hürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

Sözleşme’nin 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü HAKKINA SAHİPTİR. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına ENGEL DEĞİLDİR.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

Anayasa’nın 26 ncı maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

İfade özgürlüğü insanın haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi; edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin Aydın [GK], § 40).

AİHM’e göre veciz ve çarpıcı niteliği öne çıkarılarak özellikle güncel bir konuda kamuoyunun dikkatini çekmek üzere reklam ve siyasi propaganda amaçlı kullanılan bir slogan da Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamına girer. Dolayısıyla slogan atma nedeniyle cezai bir müeyyideye tabi tutulma halinde bu durumun ifade özgürlüğünün kullanılmasına yönelik bir müdahale oluşturduğu açıktır (Savgın/Türkiye Krallık, B. No: 13304/03, 2/2/2010, § 32).

Somut olayda başvurucunun, arkadaşlarıyla birlikte “Şehitlerimizin hesabını sorduk, soracağız”, “Kahrolsun faşizm, kahrolsun emperyalizm”, “Tecride işkenceye son, yaşasın mücadelemiz, yaşasın önderimiz Dursun Karataş” şeklinde, ölen insanları anmak için slogan attıkları ve bunun bir çeşit ifade yöntemi olduğu hususunda herhangi bir TEREDDÜT BULUNMAMAKTADIR.

Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No: 74025/01, 6/10/2005, § 69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de (Yankov/Bulgaristan, B. No: 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik Krallık, B. No: 8231/78, 12/10/1983) Anayasa ve Sözleşme kapsamında KORUMA ALTINDADIR.

Anayasa’nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen istisnalar gereğince ifade özgürlüğü, mutlak bir hak NİTELİĞİNDE DEĞİLDİR. Sınırlanabilir nitelikte olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik toplumlar için önemi gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir sınırlamanın gerekliliğinin inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13 üncü maddesindeki ölçütler dikkate ALINMAK ZORUNDADIR. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların denetiminin, Anayasa’nın 13 üncü maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve 26 ncı maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 70).

Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda, mahkumların sahip olduğu haklara SINIRLAMA GETİRİLEBİLECEKTİR. Ancak bu durumda dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlandırma makul ve ölçülü olmalıdır (Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72; 6205/73,. 23/3/1983, §§ 99-105).

Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda, ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığının; sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığının BELİRLENMESİ GEREKMEKTEDİR.

i. Müdahalenin Varlığı

Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan başvurucu “ölen insanları anmak için” diğer dokuz tutuklu ve hükümlüyle birlikte “gereksiz” slogan atmaları nedeniyle disiplin cezasıyla CEZALANDIRILMIŞTIR. Dolayısıyla verilen disiplin cezasının, başvurucunun kendini ifade etmek için söylediği ifadeler temelinde ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale OLUŞTURDUĞU AÇIKTIR.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve Anayasa’nın 13 üncü maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26 ncı maddesinin ihlalini TEŞKİL EDECEKTİR. Bu nedenle sınırlamanın Anayasa’nın 13 üncü maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının BELİRLENMESİ GEREKİR.

Kanunilik

Başvurucu, disiplin cezasına neden olan 5275 s. Kanun’un 42 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde geçen “gereksiz yere” ifadesinin tanımının yapılmamış olması ve “Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” kuralının soyut olması nedeniyle Anayasa’nın 38 inci maddesine aykırılık bulunduğunu İLERİ SÜRMÜŞTÜR.

Bakanlık görüşünde, başvurucunun gerçekleştirmiş olduğu eyleme ilişkin verilen cezanın kanuni dayanağının bulunduğu, suç ve cezaların kanuniliği prensibi ilkesi gereğince bir eylemin tüm ayrıntılarının kanunda düzenlenmesinin mümkün olmadığı, bazı muhtemel belirsizliklerin yargısal yorumla açıklanacağı ve aydınlatılacağı, kanun koyucunun “gereksiz” ibaresinin yorumlanmasını uygulamacıya BIRAKTIĞI BELİRTİLMİŞTİR.

5275 s. Kanun’un 42 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” eyleminin bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezasıyla cezalandırılacağı hüküm ALTINA ALINMIŞTIR. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 s. Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun’un 37 nci maddesinde AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMUŞTUR. Bu çerçevede Kanun’da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin 37 nci madde gereği, ceza infaz kurumunda “düzenli bir yaşamın sürdürülmesi”ni veya “güvenliğin” ya da “disiplinin” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde İŞLENMESİ GEREKMEKTEDİR.

Buna göre Kanun’un 37 nci maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda tek başına slogan atma eylemi yapılmasının disiplin suçunun oluşabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi DE GEREKMEKTEDİR. Dolayısıyla bu niteliği taşımayan slogan atma eyleminin cezalandırılması kanun tarafından öngörülmediğinden disiplin cezasına konu düzenlemede “suçun yasallığı ve “belirlilik” ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013)

Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5275 s. Kanun’un 42 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin, öngörülebilir ve ulaşılabilir bir şekilde “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” eylemine karşılık disiplin yaptırımını kabul ettiğinden başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin kanuni dayanağı OLDUĞU AÇIKTIR.

Meşru Amaç

İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi için Anayasa’nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyet’in temel nitelikleri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması; başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 57).

Başvuru konusu olayda, başvurucunun hükümlü olması nedeniyle yukarıdaki paragrafta belirtilen meşru amaçların cezaevinin kendi koşulları açısından DEĞERLENDİRİLMESİ GEREKİR. Bu çerçevede gereksiz slogan atmak nedeniyle disiplin cezası verilmesi açısından ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasındaki temel meşru amaç, kamu düzeni ve suçların önlenmesi genel amacı temelinde cezaevinde güvenliğin ve DİSİPLİNİN SAĞLANMASIDIR. Slogan atmak nedeniyle başvurucuya disiplin cezası verilmesinin; cezaevi düzeninin, güvenliğinin sağlanması ve suçun önlemesi amacıyla yapıldığı, bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüne ilişkin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığı SONUCUNA VARILMIŞTIR.

Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük

İfade özgürlüğü bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa’nın 13 üncü maddesinde güvence altına alınan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirmenin yapılması gerekmektedir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 64).

1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir ANLAYIŞLA YORUMLANMALIDIR. “Demokratik toplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13 üncü maddesiyle Sözleşme’nin “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11 inci maddelerindeki paralelliği AÇIKÇA YANSITMAKTADIR. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın [GK], § 65).

Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına ALINDIĞI REJİMLERDİR. Demokratik bir hukuk devletinde, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hale getiren sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasını düzenleyen 13 üncü maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla sınırlanabileceği KABUL EDİLMİŞTİR. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 66).

Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulmaksızın yapılan sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle ölçülülük ilkesine aykırı OLAMAYACAĞI BELİRTİLMİŞTİR. Bir başka deyişle öze dokunan sınırlamalar “demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi”ne aykırı olacağından Anayasa koyucu temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden “demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi” bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 67).

Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı; öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmasını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendini GÖSTERMESİNİ GEREKTİRMEKTEDİR. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını İFADE ETMEKTEDİR. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez (Mehmet Ali Aydın [GK], § 68).

Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil; devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de geçerli OLDUĞU KUŞKUSUZDUR. Çünkü bunlar, demokratik toplum düzeninde geçerli olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, § 49).

İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 s. Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları 5275 s. Kanun’un 37 nci maddesinde AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMUŞTUR. Kanun’daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37 nci maddedeki şartların da GERÇEKLEŞMESİ GEREKMEKTEDİR. 5275 s. Kanun’un 37 nci maddesine göre hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda; düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmeliklerle idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliğiyle ağırlık derecesine göre kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).

Somut olayda başvurucu, “ölen insanları anmak” için diğer dokuz tutuklu ve hükümlüyle birlikte slogan atmıştır (bkz. § 9). Bunun dışında disiplin soruşturması esnasında ve sonrasında farklı bir amacı olduğuna dair herhangi bir AÇIKLAMADA BULUNMAMIŞTIR. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında her türlü sloganın değil, sadece bu eylemlerin ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi halinin disiplin cezasına bağlandığı KABUL EDİLMELİDİR. Dolayısıyla somut olay açısından esas olan başvurucunun attığı sloganın ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak nitelikte olup OLMADIĞININ İNCELENMESİDİR. Bu bağlamda ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak şekilde slogan atmanın disiplin müeyyidesine bağlanması, tek başına ifade özgürlüğü ihlali SONUCUNU DOĞURMAYACAKTIR.

Başvurucu ve diğer dokuz hükümlü/tutuklu birlikte hareket ederek DHKP-C terör örgütünün lideri D.K.yı ve diğer ölenleri anmak, siyasi tutsaklara uygulanan tecridi protesto etmek amacıyla SLOGAN ATMIŞTIR. Eyleme konu olayın ölen terör örgütü liderine ve üyelerine ilişkin olması ve toplu hareket edilmesi; ceza infaz kurumu tarafından kurumun düzeni ve güvenliği için bir tehdit OLARAK DEĞERLENDİRİLMİŞTİR. Bu tehdide yönelik olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi, çok ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile (bkz. §10) düzenin ve güvenliğin bozulmasını ENGELLEMEYİ HEDEFLEMİŞTİR.

Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiğinde herhangi bir TEREDDÜT BULUNMAMAKTADIR. Eylemin slogan atarak gerçekleştirilmiş olması bu DURUMU DEĞİŞTİRMEMEKTEDİR. Özellikle terör örgütü için hareket edilmesi bu durumun açıkça görülmesine de SEBEP OLMAKTADIR. Başvuru konusu olayda da ölen terör örgütü liderinin ve üyelerinin slogan atarak anılmasının toplu olarak yapılması, ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliği açısından idarenin daha hassas davranmasını GEREKTİRDİĞİ AÇIKTIR. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin cezasının; ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin, dolayısıyla kamu düzeninin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında KALDIĞI DEĞERLENDİRİLMİŞTİR. Bu bağlamda demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında başvurucunun ifade özgürlüğü sınırlandırılırken ceza infaz kurumunda düzeninin sağlanması şeklindeki kamu yararıyla kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul dengenin kurulamadığı kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

Başvuru konusu olayda başvurucu “2 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” İLE CEZALANDIRILMIŞTIR. 5275 s. Kanun’un öngördüğü disiplin cezalarıyla karşılaştırıldığında ağır sonuçlar doğurmayan ceza, başvurucunun belirtilen süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun BIRAKILMASINI ÖNGÖRMEKTEDİR. Bu bağlamda başvurucunun kurum tarafından düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının engellenmesi ya da diğer haberleşme ve iletişim araçlarından istifade etmesinin yasaklanması söz konusu olmadığından tecrit ŞARTLARI OLUŞMAMIŞTIR. Dolayısıyla verilen disiplin cezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin sağlanması amacını gerçekleştirmek için yapılan ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez (Atilla ve diğerleri/Türkiye(k.k.)).

Açıklanan nedenlerle başvurucunun slogan atması nedeniyle hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği şikayeti yönünden Anayasanın 26 ncı maddesinin ihlal edilmediğine karar VERİLMESİ GEREKİR.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

Başvurucu, Tekirdağ İnfaz Hakimliği tarafından verilen karara yaptığı itiraz incelemesinde Cumhuriyet savcısının mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğini İLERİ SÜRMÜŞTÜR.

Bakanlık görüşünde; AİHM içtihatlarına göre silahlarda eşitlik ilkesinin adil yargılanma hakkı içinde yer alan usul güvencelerinden en önemlisi olduğu, bu ilke gereği bir davada tüm taraflara, ortaya konulan kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve görüş bildirebilme imkanının verilmesinin gerekli olduğu, başvuru konusu olayda itiraz incelemesinde Mahkemece Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasının alınarak duruşma açılmadan dosya üzerinden karar VERİLDİĞİ BELİRTİLMİŞTİR.

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmayla adil yargılanma HAKKINA SAHİPTİR.”

Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6 ncı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes davasının, … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, hakkaniyete uygun ve kamuya açık olarak, … görülmesini isteme HAKKINA SAHİPTİR.”

Adil yargılanma hakkının en önemli usule ilişkin güvencelerinden biri de silahların EŞİTLİĞİ İLKESİDİR. Hem cezai hem de cezai olmayan davalarda uygulanan bu ilke, bir davada tüm taraflara talep ve açıklamalarını diğer tarafa göre dezavantajlı olmayacak şekilde ileri sürebilmeleri için makul bir fırsat verilmesini gerektirir (Kress/Fransa, B. No: 39594/98, 7/6/2001, § 72).

Silahların eşitliği ilkesi kapsamında mahkeme önünde cereyan eden yargılama sürecinde, davanın tarafları arasında sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından tam bir eşitlik sağlanmış olmalı ve bu eşitlik, yargılama süresince de DEVAM ETMELİDİR. Yargılama sürecinde yapılan her türlü usule ilişkin işlem, delil ve karşı delil sunma, iddia ve karşı iddiada bulunma gibi hususlar da silahların eşitliği ilkesine uygun olarak gerçekleştirilmelidir (Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri, B. No: 2014/253, 9/1/2015, § 64)

Dava dosyasına sunulan belgelerin incelenmesi ve bu belgelerden suret alınması, mahkemenin kararına dayanak oluşturduğu bilirkişi raporlarına ulaşılması ve bunları edinme fırsatının tanınmış olması, yargılamanın taraflarından birinin ileri sürdüğü delillere ve belgelere karşı diğer tarafa itiraz etme, görüş açıklama ve bu delilleri çürütme, ayrıca karşı delil gösterme hakkının tanınması silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir (Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri, § 65)

Ancak silahların eşitliğinin denetlenmesinde esas olan, eşitlik denetimine konu olan işlemin YARGILAMADAKİ ÖNEMİDİR. AİHM, silahların eşitliği ilkesine uyulup uyulmadığını denetlerken somut olayda şikayet konusu eşitsizliğin yargılamayı fiilen ve gerçekten adaletsiz kılıp kılmadığına bakmaktadır (Kremzov/Avusturya B. No: 12350/86, 21/9/1993, § 75). Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafa bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkanı tanınmıyorsa silahların eşitliği açısından ihlal doğabilmektedir (De Haes ve Gijsels/Belçika B. No: 19983/92, 24/2/1997, § 58).

Silahların eşitliği, başvurucunun dava dosyasına ulaşabilmesine imkan verilmesini gerektiren BİR İLKEDİR. Cumhuriyet savcısının görüşlerine etkili bir şekilde cevap verebilme imkanı, kural olarak başvurucunun söz konusu belgelere ulaşması halinde mümkün olabilir. Bu gerekliliğin hangi şekilde yerine getirileceğini belirlemek, kanun koyucuya ait olmakla beraber tarafların beyanlarının birbirlerine bildirilmesi ve tarafların da bu beyanlara cevap verebilme imkanına sahip olması gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 77).

Başvurucu, hükümlü bulunduğu cezaevinde arkadaşlarıyla birlikte slogan atması nedeniyle cezaevi disiplin kurulunca “2 ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma” disiplin cezasıyla cezalandırılmış; idarenin bu kararına itiraz edilmesi üzerine Tekirdağ İnfaz Hakimliği tarafından başvurucunun savunması da alınarak itirazın reddine KARAR VERİLMİŞTİR. İnfaz Hakimliğinin bu kararına itiraz üzerine Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi, dosya üzerinde inceleme yaparak kesin olarak itirazın reddine KARAR VERMİŞTİR. Dolayısıyla söz konusu başvuruda Cumhuriyet savcısının, başvurucunun itirazının kabul veya reddedilmesi yönünde dosyaya görüş bildirmesinden sonra Mahkeme heyetinin kararı üzerinde etki yapmasına imkan sağlayan bir konuma geçeceği ve Mahkemenin vereceği karar üzerinde bir etki yapacağı açıktır (Meral/Türkiye B. No: 33446/02, 27/11/2007, § 23). Nitekim Mahkeme, açık bir şekilde kararını Cumhuriyet savcısının görüşüne uygun olarak VERDİĞİNİ BELİRTMİŞTİR.

Açıklanan nedenlerle disiplin cezasına itiraz incelemesinde Cumhuriyet Savcılığından alınan görüşün başvurucuya bildirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36 ncı maddesinde teminat altına alınan silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar VERİLMESİ GEREKİR.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

Başvurucu, ifade özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve yargılama giderlerine hükmedilmesini TALEP ETMİŞTİR.

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hallerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

İhlal iddiasına konu olan itiraz incelemesinde Savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi işlemine karşı disiplin cezasının yerine getirilmiş olması nedeniyle yeniden yargılama kararı verilmesinde hukuki yarar görülmemiş, başvurucunun tazminat talebinin bulunmaması nedeniyle de ihlalin tespitiyle yetinilerek bu hususta herhangi bir KARAR VERİLMEMİŞTİR.

Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harcın ve 1.500 TL vekalet ücretinin ödenmesine karar VERİLMESİ GEREKİR.

Başvuruya konu uygulamada ihlal kararı verilmiş olduğundan kararın bir örneğinin Bakanlığa gönderilmesine karar VERİLMESİ GEREKİR.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 26 ncı maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36 ncı maddesinde güvence altına alınan silahların eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 198,35 TL harcın ve 1.500 TL vekalet ücretinden ibaret yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir suretinin 6216 s. Kanun’un 50. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığına gönderilmesine

2/12/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

 

 

 

 

Bir önceki yazımız olan Tutukluluğun Kanuni Süreyi Aşması başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.