Author Archives: admin

 

İİK’nın 363/1 maddesi gereğince, icra hukuk mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna başvuru süresi tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren 10 gündür. Tarafların 10 günlük yasal süre içerisinde süre tutum dilekçesi sunmaları halinde, süre tutum dilekçesini sunan tarafa gerekçeli karar tebliğ edilir ve süre tutum dilekçesi sunan taraf gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 10 günlük yasal süre içerisinde ayrıntılı istinaf dilekçesini sunmak zorundadır. Aksi halde, ayrıntılı istinaf dilekçesini sunmamış sayılır. HMK’nın 342/2. maddesinde, istinaf dilekçesinde bulunması gereken hususlar düzenlenmiş, aynı maddenin (e) bendinde istinaf sebepleri ve gerekçesinin dilekçede gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu husus emredici kuraldır. HMK’nın 355. maddesi gereğince, kamu düzenine aykırı olmayan bir istinaf sebebi istinaf dilekçesinde gösterilmemiş ise, istinaf mahkemesince re’sen dikkate alınamaz. Çünkü, istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebep ve gerekçelerle sınırlı olarak yapılır. Kararda kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden ve süresinde istinaf sebep ve gerekçelerini içerir dilekçe sunulmadığından davalı/alacaklının istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.

Devamını Oku..

 

 Dava konusu somut olayda, ziraatçı ve jeolog bilirkişiler raporuna göre davaya konu suyun genel sulardan olduğu anlaşılmaktadır. Genel sulardan öncelik hakkı ihlal edilmemek koşuluyla herkes faydalı ihtiyacı oranında yararlanabilir. Köy halkından oldukları anlaşılan davacıların genel suya el atmanın önlenmesini talep ve dava etmekte hukuki yararlarının bulunduğu ortadadır. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Devamını Oku..

 

 6100 sayılı HMK’nın 297/2. maddesine göre, tarafların her bir talebi hakkında ayrı ayrı karar verilmesi gereklidir. Mahkemece asıl davada davacı talepleri yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, asıl davada davacının sözleşmede kararlaştırılan dışında fazla kat ve bağımsız bölüm imalatı yapılarak oluşan değer yönünden tazminat talep etmesi konusunda gerek bilirkişi raporları ve gerekse de mahkeme gerekçesinde bu konunun tartışılıp incelendiği yönünden açıklık bulunmamakta ve bu talebin hangi sebepten reddedildiği anlaşılamamaktadır.

Devamını Oku..

 

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 10. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 29.12.2011 gün ve 2011/1119 E-2011/1712 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, YARGITAY 19. Hukuk Dairesi’nin 06.06.2012 gün ve 2012/2037 E-2012/9626 K sayılı ilamı ile;

Devamını Oku..

 

155 Polis İmdat Hattı aranarak yardım istenmiş olmakla birlikte, polise yardım edebilmesi için gerekli bilgilerin verilmemesi nedeniyle meydana gelen ölüm olayında idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı hakkında.İstemin Özeti: Bursa 3. İdare Mahkemesinin 6.11.2015 tarih ve E:2014/868, K:2015/1189 sayılı kararının; taraflarca aleyhlerine olan kısmının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek temyizen incelenerek BOZULMASI İSTENİLMEKTEDİR.

Devamını Oku..

 

Tebligat Yasasının 17. maddesi uyarınca muhatabın bulunamaması durumunda tebligatın muhatabın işçisine (daimi memuru, müstahdemi) yapılacağı, 18. maddesi uyarınca da fabrika v.s. gibi insanların toplu olarak bulunduğu bir yerde tebligat yapılması gerekli olması halinde ise o yeri idare eden veya muhatabın bulunduğu kısmın amirine ya da tebligatı almaya görevli olan kişiye tebligat evrakının verilmesi suretiyle işlem yapılacağı düzenlenmiştir. Olayımızda muhatapla aynı yerde çalışan Sevda’ya ne gerekçe ile tebligat evrakının verildiği açıklanmadığından davalı davacı erkeğe yapılan tebligat hukuken geçersizdir. Tebligat geçersiz bulunduğundan, davalı davacı erkeğin cevap dilekçesi süresindedir. Bu sebeple, davalı davacının dayandığı vakıaların ve vakıaların ispatına yarar delillerinin mahkemece değerlendirilmesi gerekmektedir.

Devamını Oku..

 

Taraflar arasındaki “İtirazın İptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 14.10.2010 gün ve 2010/677 E., 1133 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, YARGITAY 15. Hukuk Dairesi’nin 23.02.2011 gün ve 2010/7452 E., 2011/1075 K. sayılı ilamı ile;

Devamını Oku..

 

Dava, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan işkolu tespitine itiraz istemine ilişkindir. Somut olayda, işveren tarafından, dava, sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına yöneltilmiş, mahkemece de, tespit kararından etkilenecek sendikalara davanın yöneltilmesi sağlanmamıştır. İşkolu tespitine itiraz davasının, dava sonucunda verilecek karardan etkilenecek olan sendikalara da yöneltilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece, davacının, bakanlık tarafından dava konusu işyerinin girdiği işkolu olarak tespit edilen “Gemi Yapımı ve Deniz Taşımacılığı, Ardiye ve Antrepoculuk” işkolunda kurulu sendikalara davayı yöneltmesinin sağlanması ve bundan sonra işin esasının incelenmesi gerekirken, taraf teşkili sağlanmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

Devamını Oku..

 

 Kısa süreli hapis cezası adli para cezasına çevrilerek verilen ilk hükmün yalnız sanık müdafii tarafından temyiz edilip özel Dairece lehe bozulmasından sonra, 10 ay hapis ve 375 Lira adli para cezası şeklindeki açıklanması geri bırakılan ikinci hükmün, sanığın, denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle CMK’nin 231/11. maddesi uyarınca açıklanması sırasında “cezayı aleyhe değiştirme” yasağı gözetilerek infazın ilk hükümdeki adli para cezası üzerinden yapılması gerektiği belirtilmeden sanığın hapis cezası ile mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizdir.

Devamını Oku..

 

 Somut olayda, davacı vekili müvekkilinin mevsimlik işçilikte geçen hizmet süresi de dikkate alınmak sureti ile derece ve kademesinin tespitine ve buna bağlı olarak fark ücret, ilave tediye, ikramiye ve yıpranma primi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ettiği ancak her bir alacak için talep ettiği miktarı belirtmediği gibi alınan bilirkişi raporu sonrasında ibraz ettiği ıslah dilekçesinde de alacak miktarlarını açıklamadığı, buna karşın davalının ıslaha karşı zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi için alınan ek bilirkişi raporunda denetime uygun olmayan şekilde bir kısım alacakların zamanaşımına uğradığı kabul edilerek alacakların hesaplandığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca Mahkemece öncelikle davacı vekilinden her bir alacak için ne miktar talepte bulunduğu hususu açıklattırılarak davalının ıslah karşı zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi amacıyla denetime elverişli bilirkişi raporu alınarak sonuca gidilmelidir.

Devamını Oku..

 

 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra açılmış olan davalarda tarafların dava ve cevap dilekçeleri ile delil listelerinde “sair deliller, her türlü delil, ve sair deliller” gibi ibarelerin bulunması halinde tarafların yemin deliline başvurmuş sayılamayacakları ve bu kapsamda hakimin ispat yükü kendisine düşen tarafa “yemin teklifinde bulunma hakkı”nı hatırlatamayacağı hususundadır.

Devamını Oku..

Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin bakım borçlusunun yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle bu sözleşmeye karşılık devrettiği taşınmazın tapusunun iptalini isteyen bakım alacaklısı tarafından açılan davada, bakım ve süresine ilişkin olarak dinlenen tanık beyanları arasındaki çelişkiler giderilip, hangi tanığın anlatımına hangi nedenle üstünlük tanındığı açıklandıktan ve bakım akdinin sürdürülememe-sinin kimin kusurundan kaynaklandığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edildikten sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Devamını Oku..

 

Sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığına uğramasına birden çok şahsın birlikte kusurlarıyla sebep olmaları halinde, 818 sayılı Yasa’nın 50 ve 51. maddeleri gereğince teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte mesuliyetlerinin bulunduğu ve 146. maddeye göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak üzere, her bir borçlu bakımından kusurlarına tekabül eden miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmesi, bu kişilerin işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden talep edilebilecek gerçek zarar aşılmamak kaydıyla, işverenin müteselsilen mesul olacağı tutarın, 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kendi kusur payı gözetilerek sorumlu tutulacağı miktarın, üçüncü kişinin 4. fıkraya göre sorumlu olacağı tutar ile toplamı kadar olması, yasa koyucunun getirdiği “gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısı* sınırlaması karşısında, üçüncü kişinin müteselsilen sorumlu olacağı tutarın ise, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yansı ile işveren de dahil olmak üzere tüm davalıların kusurları toplamının çarpımı neticesi elde edilecek miktar kadar olması gerektiği nazara alınmalıdır.

Devamını Oku..

 

 Dava konusu taşınmazların bulunduğu yer ve özellikleri gözönünde bulundurulduğunda, objektif değer arttırıcı unsur oranının % 80 olacağı gözetilmeden, daha düşük alınarak yazılı şekilde eksik bedele hükmedilmesi doğru görülmemiştir.Taraflar arasındaki 4650 s. Kanunla değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 10. maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın davacı idare adına tescili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda:

Devamını Oku..

 

Dosya kapsamından, taraflar arasında düzenlenen vekalet sözleşmesi uyarınca ödenmeyen avukatlık ücretinin tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali talep edilmektedir. Davanın yukarıda belirtilen niteliği ve tarafların yargılama sırasındaki iddia ve savunmaları değerlendirildiğinde, Davacının 6502 sayılı Kanunda belirtilen “Tüketici” tanımına girdiği anlaşılmakla, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında bulunan uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülüp, sonuçlandırılması gerekmektedir.

Devamını Oku..