Davacı ile davalı Yunus arasındaki kira sözleşmesi 28/07/2012 tarihli, üç yıl süreli olup, davalılar Mehmet ve Osman kira sözleşmesini özel şartlar 18.maddedeki hüküm gereği müteselsil kefil olarak imzalamışlardır. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 583. Maddesinde “Kefalet Sözleşmesi yazılı yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” Hükmü bulunmaktadır. Takibe konu kira sözleşmesinde TBK’nın 583.maddesinde belirtilen şekil şartına uyulmadığından kefalet sözleşmesi geçersizdir. Bu gerekçeyle kefiller hakkındaki davanın reddi kararı doğru olup, davalı kefil Mehmet yararına vekalet ücreti konusunda olumlu-olumsuz bir karar verilmemesi doğru değildir. Buna ilişkin karar şu şekildedir:
Dava,erken tahliye nedeniyle 12.000TL kira alacağının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş , hüküm, davacı vekiliyle davalı kiracı Yunus ve kefili Mehmet vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Davacıyla davalı Yunus arasındaki kira sözleşmesi 28.07.2012 tarihli, 3 yıl süreli olup, davalılar Mehmet ve Osman kira sözleşmesini özel şartlar 18.maddedeki hüküm gereği müteselsil kefil olarak imzalamışlardır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 583.maddesinde “Kefalet sözleşmesi ,yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktarla kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda , bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.”hükmü bulunmaktadır.Takibe konu kira sözleşmesinde TBK’nın 583.maddesinde belirtilen şekil şartına uyulmadığından kefalet sözleşmesi geçeriszdir.Bu gerekçeyle kefiller hakkındaki davanın reddi kararı doğru olup, davalı kefil Mehmet yararına vekalet ücreti konusunda olumlu-olumsuz bir karar verilmemesi doğru değildir.
2- Davada dayanılan ve hükme esas alınan 28.07.2012 başlangıç tarihli, üç yıl süreli ve aylık 4.000 TL bedelli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bulunmamaktadır. Davacı vekili dilekçesinde davalı kiracı Yunus’un kendisine 18.11.2013 tarihinde ihtarname çektiğini, kiralanana belediye tarafından çalışma ruhsatı verilmediğini, eksikliği yedi gün içinde gidermesi gerektiğini aksi halde yedi gün sonra sözleşmeyi feshedeceğini bildirip, bundan sonra taşınmazı tahliye ettiğini, davacının kış ortasında taşınmazı yeniden kiraya veremediğini belirterek davalı kiracının haksız tahliyesi nedeniyle aylık 4.000 TL den üç aylık 12.000 TL kira alacağının yasal faiziyle tahsilini istemiş, davalı kiracı Yunus vekili davalı kiracının iş yerine çalışma ruhsatı alamadığını, davacının kiralananı kullanıma uygun şekilde bulundurmakla yükümlü olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece davacı kiraya verenin ihtarnameye rağmen ayıbı gidermediği, davalı kiracının fesihte haklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; taraflar arasındaki sözleşmede çalışma ruhsatının davacı kiraya veren tarafından alınacağına dair bir yükümlülük kiraya verene yüklenmemiştir. Bundan ayrı vergi dairesi müdürlüğünün 14.05.2014 tarihli cevabi yazısına göre davalı kiracı 01.11.2012 tarihi ile 30.11.2013 tarihleri arası kiralananı sözleşmede belirtildiği üzere restaurant ve dinleme tesisi olarak çalıştırmış, bu tarihe kadar da çalıştıramadığına dair bir delil sunmamıştır.. Davalı kiracı belediyeye, davalıya ihtar çektiği tarihten bir hafta önce 11.11.2013 tarihinde başvurmuş, bundan sonra ruhsat alamadığından bahisle davacı kiraya verene ihtar çekmiştir. Özetle davalı kiracı tahliye tarihine kadar kiralananı sözleşmeye uygun şekilde kullandığı gibi yukarıda belirtildiği üzere sözleşmede kiraya verene çalışma ruhsatıyla ilgili bir yükümlülük de yüklenmiştir. Bu durumda davalı kiracının sözleşmeyi feshi haksız olup, davalı kiracının süresi sona ermeden kira sözleşmesini tek taraflı feshederek kiralananı tahliye etmesi durumunda kural olarak kira süresinin sonuna kadar kira parasından sorumludur. Bununla birlikte Borçlar Kanunun 96. (TBK 112.) maddesi göndermesiyle aynı kanunun 44. (TBK 52.) maddesi uyarınca, davacı kiralayanın bu yerin yeniden kiralanması konusunda gayret göstermesi, böylece zararın artmasını önlemesi için kendisine düşen ödevi yapmak durumundadır.Bu durumda davacının zararı, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibarettir. Aksi takdirde hakim tarafından tenkise tabi tutulur. Ne var ki bu süre sözleşmenin özel şartlar 8 inci maddesinde “Kiracı, kiralananı boşaltmak istediği taktirde en az bir ay evvelinden mal sahibine ulaşacak şekilde bildirmeyi taahhüt eder” düzenlemesiyle bir ay olarak belirlenmiştir. Bu durumda bir aylık makul süre kirasına hükmetmek gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir
Hüküm bu nedenlerle bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı kefil Mehmet ve davacının temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3 üncü madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428 inci maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı Yunus’un temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edenlere iadesine, 23.02.2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.
T.C. YARGITAY
6.HUKUK DAİRESİ
ESAS:2015/215 KARAR:2015/1677 TARİH: 23.02.2015
Bir önceki yazımız olan GEÇİT HAKKI KURULMASI İSTEĞİ başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.