Blog

Taraflar arasında görülen davada (İzmir On birinci Sulh Hukuk Mahkemesi)’nce verilen 24.06.2010 tarih ve 2010/444-2010/633 sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalı şirket tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkilinin 25.06.2001 tarihli ve (843,50) TL bedelli ve 31.05.2001 tarihli ve (1.000) TL bedelli iki adet çek dolayısıyla davalıdan alacaklı olduğunu ileri sürerek, toplam (1.843,50) TL’nin keşide tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı temsilcisi, savunmada bulunmamıştır.

Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, davacı tarafından dava konusu çeklere dayanılarak girişilen icra takiplerinde, davalı temsilcisi tarafından 19.09.2001 tarihli dilekçe sunularak borcun kabul edildiği ve mal beyanında bulunulduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, anılan meblağın dava tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Kararı, taraflar temyiz etmiştir.

1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava dilekçesinin davalıya usulüne uygun bir şekilde tebliğine rağmen, davalı temsilcisi tarafından herhangi bir savunmada bulunulmamış olmasına göre, davalı temsilcisinin tüm ve davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Ancak dava, TTK’nın 644. maddesine dayalı olarak açılmış bulunan sebepsiz zenginleşme nedeniyle alacak istemine ilişkindir.

Dava konusu çeklerde davacı hamil, davalı ise keşidecidir. Çeklerin keşide tarihleri 31.05.2001 ve 25.06.2001, davalı aleyhine girişilen icra takiplerinin tarihi 15.08.2001 ve 03.09.2001 ve işbu davanın tarihi de 16.04.2010 olduğundan, dava konusu çekler TTK’nın 726, 662 ve 663. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğramıştır. Bu durumda hamil ya doğrudan temel borç ilişkisine dayanarak tahsil davası ya da TTK’nın 730/14. bendi yollamasıyla çeklerde de uygulama alanı bulan, aynı Yasa’nın 644. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme davası açmalıdır. Somut uyuşmazlıkta da davacı hamil, temel borç ilişkisine dayanmamış ve sebepsiz zenginleşme davası açmıştır.

Konuyu özel olarak düzenleyen sözü edilen maddede, bu türden bir alacak davasında hangi tarihten itibaren temerrüt faizi talep edilebileceği hakkında açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, davanın sebepsiz zenginleşme ilkelerine dayalı olduğu kuşkusuz bulunmaktadır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde bu hukuki dayanağın ilkelerinden yararlanılması gerekir. Nitekim doktrinde de bu davada faizin genel hükümlere göre istenebileceği vurgulanmıştır. BK’nın 61. ve onu izleyen maddelerinde düzenlenmiş olan sebepsiz zenginleşme taleplerinde, ana alacağa sebepsiz zenginleşmenin meydana geldiği tarihten itibaren temerrüt faizi yürütülmesi gerektiği uygulamada kabul edildiğine göre, TTK’nın 644. maddesine dayalı davalarda da, sebepsiz zenginleşmenin vaki olduğu tarihten itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerekir. Dava konusu kambiyo senetleri de çek niteliğinde olduğuna göre, sebepsiz zenginleşmenin oluştuğu tarih, şayet çek ibraz edilmiş ise ibraz günü, ibraz edilmemiş ise ibrazı gereken son gün olarak kabul edilmelidir. Somut olayda çeklerin bankaya ibraz tarihleri 31.05.2001 ve 27.06.2001 olup, temerrüt faizinin de bu tarihlerden itibaren yürütülmesi gerekmektedir.

Bu durum karşısında mahkemece, hükmedilen alacağın her bir çek yönünden ayrı ayrı ibraz tarihlerinden itibaren yürütülecek temerrüt faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değilse de, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapmayı gerektirmediğinden, HUMK’nın 438/7. maddesine göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın düzeltilerek onanması gerekmiştir.

S o n u ç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı temsilcisinin tüm ve davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının 1. bendinin 1. satırındaki “16.04.2010” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, çıkarılan bu ibarenin yerine “(1.000) TL’nin 31.05.2001, (843,50) TL’nin 27.06.2001” ibarelerinin eklenmesine, kararın HUMK’nın 438/7. maddesi uyarınca düzeltilmiş bu şekli ile (ONANMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 05.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir önceki yazımız olan TANIK DİNLETME TALEBİ VE YARGILAMANIN UZAMASI ARASINDAKİ İLİŞKİ başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.