Archives: 2017

Somut olayda, davalı işyerinde müşteri temsilcisi olarak çalışan davacının iş sözleşmesinin 06.06.2013-21.06.2013 tarihleri arasında tutulan tutanaklara istinaden 4857 sayılı Kanun’un 25/2. maddesi gereğince feshedildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece feshin geçersizliğine ve davacının işe iadesine karar verilmiş ise de; davacı hakkında 06.06.2013 tarihinden 21.06.2013 tarihine kadar çok sayıda çağrı karşılama görevini yapmama ve anlık eğitim tuşlaması yapma içerikli tutanaklar tanzim edilmiş olup, işçinin bu davranışları iş akışını bozucu niteliktedir ve delil durumuna göre işyerinde olumsuzluk meydana getirmiştir. Artık işverenden iyi niyet kuralları çerçevesinde iş ilişkisini devam ettirmesi beklenemez. Fesih haklı sebep boyutuna ulaşmamış ise de, sözleşmenin geçerli sebeple feshedildiğinin kabulü gerekir.

Devamını Oku..

2942 sayılı Yasanın “kısmi kamulaştırma” başlıklı 12/6 maddesinde “Baraj inşaatı için yapılan kamulaştırma sonucunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz …..çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşim düzeninin bozulması, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olmaması hallerinde sahiplerinin yazılı başvurusu üzerine kamulaştırmaya tabi tutulur” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda; dosya içindeki bilgi ve belgelere göre dava konusu edilen baraja mücavir taşınmazda; sosyal, ekonomik ve yerleşme düzeninin bozulduğu, malikin ekonomik ve sosyal yönden yararlanma imkanının ortadan kalktığı anlaşılmıştır. Bu nedenle gerek 2942 sayılı Yasanın 12/6.maddesi gerekse T.C. Anayasasının 90/5 maddesi ile iç hukukun üzerinde sayılan ve 13.12.2016 tarih ve 51861/11 başvuru sayılı AİHM kararı birlikte gözetildiğinde, Kamulaştırma Kanununun 12/6 maddesinde yazılı olgular gerçekleşmiş olduğundan işin esasına girilerek yapılacak inceleme sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

Devamını Oku..

Hastaya ait EKG tespitlerini yanlış veya eksik değerlendirip, hastadaki kalp krizini tespit edemeyerek, gerekli tetkikleri yaptırmayan ve hastanın bir üst merkeze sevkini sağlamayan sanık hekimin, sevki gerçekleştirse dahi hastanın kurtulması kesin olmadığından sanığın kusurlu eylemi ile hastanın ölümü arasında illiyet bağı kurulamayacağından, eyleminin ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, diğer taraftan eylemin tek olduğu dikkate alınmadan, aynı eylem ile ilgili olarak ayrıca taksirle öldürme suçundan beraat kararı verilmesinin de isabetli olmadığı gözetilmelidir.

Taksirle öldürme suçundan sanığın beraatine, görevi kötüye kullanma suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Devamını Oku..

 İş sahibi firmaya ait kağıt fabrikasında buhar ve elektrik üretim tesisi kurulumu işini üstlenen yüklenici firma çalışanları olan sanıkların, akde konu işin tamamlanmadığı ve iş alanının işverence devralınmadığı bir zamanda kazan ünitesinin test aşamasında elektrik santrali şantiyesinde kül silosunun patlaması neticesinde bu silonun bakım sorumlusu ve ustası olan işçinin öldüğü olayda, kül silosunun üzerindeki üst kapaktaki bağlantıyı sağlayan kaynakların oldukça zayıf ve parçanın ağırlığını taşıyamayacak nitelikte olması, bu santralda güvenlik ve uyan donanımları olmayan bir silonun kullanılması ve bu siloda, eski teknolojili ve verim alınamayan mekanik sallamalı filtre sisteminin tercih edilmesi, başka bir taşeron firmanın yaptığı silo kapağı montaj ve kaynağının kalitesinin ve teknik kontrollerinin yapılmaması, kül ve toz kaçıran filtre sisteminde proje ve teknik doküman olmadan tadilat yaptıran, revizyon sırasında by-pass sistemini açtırmayan sanıkların kusurlu oldukları anlaşıldığından, atılı suçtan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmelidir.

Devamını Oku..

Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Dava konusu taşınmazlar ile davalılar arasında mülkiyete ilişkin irtibat kurulamadığı gerekçesiyle ve eksik incelemeyle davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece, taşınmazların tapu kayıtları tüm tedavüllerini gösterir şekilde tapu müdürlüğünden getirtilmesi; davacıların da beyanları alınmak suretiyle davalıların tapu kayıtları ile irtibatının sağlanması, gerekirse mirasçılık belgelerinin istenilmesi, tapu kayıtlarıyla davalılar arasında irtibat tespit edilirse davacılar vekiline tapu kaydında idari yoldan düzeltme yapılması, mümkün olmadığı takdirde tapuda isim tashihi davası açmak üzere yetki ve süre verilmesi, ondan sonra işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

Davalıların özensiz ve tıbbi kurallara aykırı davranışları nedeni ile davacının cismani zarar gördüğü açık olup manevi tazminat istemekte haklıdır. Manevi tazminat adalete uygun olmalıdır. Bu para tutarı aslında ne ceza ne de tazminattır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gereken kadar olmalıdır. Gerekli olmadığı halde kesilen dişlerin sayısı, uğradığı cismani zarar ve acı ile tedavi süreci, davalıların kusurlu eylemleri dikkate alındığında; davacıya yükletilecek bir kusur da bulunmadığına göre, hükmedilen manevi tazminat tutarı çok azdır. TMK’nın 4. maddesi de dikkate alınarak davacı yararına uygun ölçüde manevi tazminat tayini gerekir.

Devamını Oku..

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir. Kaza neticesinde davacı Aysel’in maruz kaldığı yaralanmaya ilişkin olarak alınan Özürlü Sağlık Kurulu raporunda, davacının %8 oranında vücut fonksiyon kaybı olduğu belirlenmiştir. Mahkeme tarafından da benimsenen, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı’ndan alınan raporda ise, mevcut kaza nedeniyle davacının vücut genel çalışma gücünden %11,3 nisbetinde kaybettiği ve 9 ay süre ile iş göremez halde kaldığı belirlenmiştir; hükme esas alınan hesap raporunda da, bu rapora göre hesaplama yapılmıştır. Bu haliyle davacı tarafından dosyaya ibraz edilen doktor raporu ile mahkeme tarafından alınan maluliyet raporları arasında açık ve fahiş bir çelişki bulunmaktadır. Bu nedenle, mahkemece maluliyet hususunda yapılan araştırma yetersizdir.Mahkemece, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği esas alınarak, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi’nden, çelişkilerin giderilmesi yönünde ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

Dava, eser sözleşmesinin ayıplı ifası nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti, sözleşmenin feshi ve sözleşme gereği verildiği belirtilen çeklerin iadesi istemine ilişkindir. Bilirkişi raporu ve mahkemenin kabulüne göre, davalı yüklenicinin gerçekleştirdiği imalâtın 6098 sayılı TBK’nın 475/1 maddesi uyarınca işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ve sözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve davacı iş sahibinin sözleşmeden dönmede haklı olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece de imalâtın kabule zorlanamayacak derecede ayıplı olduğu kabul edilmiş, davalı tarafça bu kabul gerekçesi yönünden temyiz yoluna başvurulmamıştır. Bu halde eserin reddi gerektiği ve davacı iş sahibi TBK’nın 475/1’deki sözleşmeden dönme hakkını kullandığından ayıplı imalâtları yükleniciye iade etmesi gerekir ise de, yüklenicinin bu işlerden dolayı bedele hak kazandığını kabul etmek mümkün değildir.

Devamını Oku..

Hakim, manevi tazminata 6098 Sayılı TBK 56. madde (eski Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi) hükmüne göre, özel durumları göz önünde tutarak adalete uygun olarak hükmeder. Manevi tazminat, zarara uğrayanda, manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Bu durumda hükmedilen manevi tazminat miktarı, somut olayın özellikleri, davacının maluliyet oranı, kaza tarihi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olayın meydana gelmesindeki etkiler gibi hususlar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir. Somut olayda; olayın oluş şekli, davacının maluliyeti, kaza tarihi bir arada değerlendirildiğinde davacı için hükmedilen manevi tazminat bir miktar fazladır.

Devamını Oku..

Dava, mera komisyon kararının iptali istemine ilişkindir. 4342 sayılı Mera Kanununun 13/5. maddesi hükmü uyarınca, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir. Aynı yasanın 21/2 maddesinde ise tahsis kararlarında belirtilen haklara tahsislerin kesinleştiği tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra tespitlerden önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemeyeceği ve bunlara karşı dava açılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Davacının talebi, … İl Mera Komisyonunun Kararıyla hali arazi vasfı ile Hazine adına kayıtlı taşınmazın mera olarak tespitine dair kararın iptali istemine ilişkin ise de, taşınmaz hakkında henüz mera tahsis kararı alınmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde, tamamlanmış bir komisyon çalışması da bulunmamaktadır. Bu duruma göre, davacı aleyhine alınmış herhangi bir mera tahsisi bulunmadığından, bu aşamada davacının dava açmakta hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekir.

Devamını Oku..

3402 sayılı Yasa’nın 41.maddesi gereğince yapılan düzeltme işleminin iptali davasına, tapu kayıt malikinin davacılar dışında mirasçılarının da olduğu ve bu mirasçılar arasında elbirliği mülkiyeti bulunduğu gözetilerek, mahkemece davacılara diğer mirasçıların da davaya katılması veya terekeye temsilci atanması için süre ve olanak verilmesi, bu zaman zarfında taraf teşkilinin sağlanması halinde, tarafların iddia ve savunmalarına dair tüm kanıtlar toplanıp değerlendirilerek neticesine göre bir karar verilmesi gerektiği dikkate alınmadan, Uyap sorgusu ile davanın açılıp açılmadığının tespiti imkanı da bulunduğu halde, tapuda isim tashihi davası açılması hususunda verilen kesin mehile uyulmadığı gerekçesiyle usulden davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir.

Devamını Oku..

Davacı dilekçesinde; cinsiyet değişikliğine izin verilmesini ve nüfus kaydındaki cinsiyetinin ve isminin değiştirilmesini istemiştir. Dosyada bulunan Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nce düzenlenen raporun, davacı …’ın transseksüel yapıda ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunup bulunmadığına ilişkin bir tespit içermemesine rağmen hükme esas alınması, davacının cinsiyet değişikliğine ilişkin izin talebi ile ilgili olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi, nüfus kaydındaki kadın olan cinsiyetin erkek olarak değiştirilmesi talebi ile isim değişikliği talebinin tefrik edilerek ayrı esaslara kaydedilmesi, eldeki dosyanın bekletici mesele yapılması gerekirken davanın kabulü doğru görülmemiştir.

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

K A R A R

Davacı dilekçesinde; cinsiyet değişikliğine izin verilmesini ve nüfus kaydındaki cinsiyetinin ve isminin değiştirilmesini istemiş; mahkemece, davanın kabulüne KARAR VERİLMİŞTİR.

Devamını Oku..

Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 405, 406 ve 408. maddeleri kapsamında kalan, akıl sağlığı, malvarlığını kötü yönetme, savurganlık ve yaşlılık sebeplerine dayalı kısıtlanma kararı verilmesi istemine ilişkindir. Davacıların dava dilekçesinde kısıtlı adayı …’ın, sadece Türk Medeni Kanununun 405. ve 408.maddelerinde düzenlenen akıl hastalığı ve yaşlılık nedeniyle değil aynı zamanda 406. maddede düzenlenen malvarlığını kötü yönetmesi iddiasında da bulunularak vesayet altına alınmasını talep edildiğinden ve vesayete ilişkin hükümler kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, başta davacılar olmak üzere tarafların göstereceği tüm delillerin toplanıp değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece yalnız akıl sağlığı yönünden inceleme yapan sağlık kurulu raporu dikkate alınıp yetersiz ve eksik inceleme ile davanın reddi doğru görülmemiştir.

Devamını Oku..

Motorsikleti ile trafik güvenliğini tehlikeye sokacak şekilde trafikte seyreden ve alkollü olduğuna dair dosyada delil bulunmayan suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nın 179/2 maddesi gereğince temel cezası belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin, uygulama maddesinin, “TCK’nın 179/3-2 maddesi” şeklinde gösterilmesi bozmayı gerektirmiştir.

Trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan suça sürüklenen çocuğun mahkumiyetine ilişkin hüküm, suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuğun mahkumiyet kararının kanuna aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddine ancak,

Devamını Oku..

Dava YİDK kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğüne ilişkin olup, mahkemece davalı tarafından tescil edilmek istenen işaret ile davacı adına tescilli markanın birbirine benzer olduğu fakat davalının tescil ettirmek istediği markanın ürün sınıflarının davacı adına kayıtlı ürün-hizmet sınıfları ile benzemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak bilirkişi raporunda, hem çoğunluk, hem de azınlık görüşünde de ifade edildiği gibi, davalının tescil için başvurduğu markaya ilişkin “dokunmuş veya dokunmamış kumaşlar” malları ile davacı adına tescilli “kumaş işleme hizmetleri ve terzilik hizmetleri” ile “koruyucu amaçlı olanlar hariç hertürlü malzemeden yapılmış iç-dış giysiler, çoraplar, ayak giysileri, baş giysileri” mallarının, hammadde-mamül, ürün-ürün işleme ilişkisi nedeniyle ortalama tüketici kitlesinin bakış açısına göre benzer olduğu halde mahkemece aksi yönde değerlendirme yapılması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/07/2015 tarih ve 2014/439-2015/159 sayılı kararın YARGITAYca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ düşünüldü:

Devamını Oku..